18° Açık

Tutuklama, kayyum ve erişim engelleri: Gazeteciler sokağa çıkıyor

-Basın - 22 Ekim 2026 14:04 A A
Gözaltılar, tutuklamalar, adli kontroller, kayyum kararları ve erişim engelleri aynı dönemde yoğunlaştı. Gazeteciler 24 Ekim’de 10 kentte ortak eyleme çıkıyor.

Türkiye’de gazetecilere yönelik baskılar farklı yöntemlerle art arda sürüyor. Son olarak Birgün gazetesi Muhabiri İsmail Arı, eski RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin’in şikayeti üzerine halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçlamasıyla tutuklandı. Hafta başında da Cumhuriyet gazetesi yazarı ve Onlar TV programcısı Murat Ağırel, Sarıgül Ailesi’ne yönelik yürütülen “kara para aklama ve çıkar amaçlı suç örgüt kurma ve yönetme” soruşturması kapsamında “suç örgütüne yardım” suçlamasıyla 19 Ekim’de tutuklandı.

Gazetecilerin yayımladıkları haberlerin yanı sıra henüz tamamlamadıkları araştırmalar da Murat Ağırel örneğinde olduğu gibi soruşturma konusu olabiliyor. Sosyal medya paylaşımları adli işlemlere gerekçe gösterilirken gözaltı, tutuklama ve ev hapsi kararları birbirini izliyor. Haber sitelerine erişim engelleniyor, televizyon kanallarına kayyum atanıyor, sosyal medya hesapları görünmez kılınıyor.

Bunların hiçbiri Türkiye’de yeni değil. Ancak farklı müdahalelerin aynı dönemde yoğun biçimde uygulanması, gazetecilerin haber yapmasını ve haberin topluma ulaşmasını zorlaştırıyor.

Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın (TGS) güncel verilerine göre 19 gazeteci ve medya çalışanı cezaevinde bulunuyor. Son haftalarda yeni tutuklama ve adli kontrol kararları verilirken T24’e erişim engeli getirildi, Halk TV’ye kayyum atandı ve televizyon yayını durduruldu.

Basın meslek örgütleri, 24 Ekim Cumartesi günü 10 kentte “Sansüre hayır, habere özgürlük” sloganıyla eyleme çıkıyor. Peki basın yönelik baskılar yıllardır sürerken son dönemde ne değişti? Gazeteciler neden şimdi birlikte sokağa çıkıyor?

Gözaltılar, tutuklamalar ve adli kontroller

TGS’nin Nisan 2025-Nisan 2026 dönemini kapsayan raporuna göre en az 53 gazeteci hakkında soruşturma açıldı, 67 gözaltı işlemi gerçekleşti ve 19 gazeteci tutuklandı. İki gazeteciye ev hapsi, 26 gazeteciye ise diğer adli kontrol tedbirleri uygulandı.

Basın özgürlüğü savunucusu Erol Önderoğlu’nun hazırladığı Bianet medya gözlem raporuna göre Temmuz-Eylül 2026 döneminde en az yedi gazeteci tutuklandı, 13 gazeteci gözaltına alındı, 17 gazeteci hakkında soruşturma yürütüldü.

Son olarak BirGün muhabiri İsmail Arı, 20 Ekim’de ifade vermek üzere çağrıldığı Ankara Emniyet Müdürlüğünde gözaltına alındı. Eski RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin’in şikayeti üzerine yürütülen soruşturmada Arı, 21 Ekim’de “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamasıyla tutuklandı.

Birgün gazetesi Muhabiri İsmail Arı'nın yakın plan bir fotoğrafı
Birgün gazetesi Muhabiri İsmail Arı, halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçlamasıyla tutuklandıFotoğraf: Sercan Meric

Ekim ayında Şaban Sevinç ve Mustafa Balcı, fon soruşturmasıyla bağlantılı paylaşımları nedeniyle tutuklandı. Aynı soruşturmada İsmail Saymaz ve Murat Ağırel hakkında önce yurt dışına çıkış yasağı ve imza yükümlülüğü, ardından ev hapsi kararı verildi. Bahadır Özgür ise fon soruşturmasına ilişkin yayınları nedeniyle gözaltına alındı ve 16 Ekim’de adli kontrolle serbest bırakıldı.

İktidarı rahatsız etmeyecek haber nasıl yazılır?

Murat Ağırel, Sarıgül Ailesi’yle bağlantılı para aklama iddialarına ilişkin soruşturmada 19 Ekim’de “örgüte yardım” suçlamasıyla tutuklandı. Ağırel, emniyet ifadesinde kendisine ulaştırılan iddiaları yeterli belge bulunmadığı için haberleştirmediğini, ancak araştırmasını sürdürdüğünü belirtiyor. İlgili kişilerin avukatlarıyla görüştüğünü ve belgelerin gerçekliğini araştırdığını anlatıyor. Suçlamaları reddederek soruşturmada ancak tanık olabileceğini savunuyor.

Gazetecilere yönelik adli işlemler siyaset ve yargı haberciliğiyle sınırlı kalmıyor. Fon soruşturması kapsamında ekonomi haberleri ve paylaşımları da adli işlemlere konu oluyor. Yerel basında da benzer örnekler yaşanıyor. Burdur’da gazeteci Hasan Güraksu, devlet hastanesindeki yemeklerle ilgili haberinin ardından ekimde tutuklandı. Spor gazeteciliği de bu müdahalelerden muaf değil. Spor muhabiri Burhan Can Terzi, futbolcu transferine ilişkin paylaşımı nedeniyle ağustosta “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamasıyla gözaltına alındı ve aynı gün serbest bırakıldı.

TGS Başkanı Gökhan Durmuş, DW Türkçe’ye yaptığı açıklamada gazetecilerin uzun süredir otosansür uyguladığını belirtiyor. Basın özgürlüğünün anayasal güvence altında olmasına rağmen fiilen sağlanmadığını savunan Durmuş, hukukun tarafsızlığını yitirdiği ve haber vermenin suç haline geldiği koşullarda otosansürü şaşırtıcı bulmuyor.

Durmuş, geçmişte matbaalardan çıkarılan sansür memurlarının bir asır sonra savcı ve hakim olarak yeniden ortaya çıktığı benzetmesini yapıyor. Sistematik baskılara rağmen gazetecilik yapanların bulunduğunu ancak koşulların ağırlaştığını söylüyor.

İktidara göre eleştirinin sınırı nerede?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 12 Ekim’deki Kabine toplantısının ardından fon krizine ilişkin açıklamasında “Türkiye’de şahsım dahil hiç kimse eleştirilemez değildir” dedi. Erdoğan, ifade özgürlüğünün iftira atma serbestisi olmadığını savunarak kamu adına hesap soranların sorumluluk bilinciyle hareket etmesi gerektiğini söyledi.

Aynı dönemde fon soruşturmasına ilişkin haber ve paylaşımlar nedeniyle gazeteciler hakkında tutuklama ve adli kontrol kararları verildi.

Adalet Bakanı Akın Gürlek ise 10 Eylül’de adliye muhabirlerini kabul ederken yargı süreçlerini kamuoyuna aktaran gazetecilerin emeğini değerli bulduklarını açıklamıştı. Son haftalarda gazeteciler adliyelere yalnızca haber takip etmek için değil, ifade vermek veya haklarındaki tutuklama talepleriyle karşılaşmak için de gitti.

Baskıların hedefi değişiyor mu?

DW Türkçe’ye konuşan Önderoğlu, iktidarın artan otoriter özgüveni ile Erdoğan ve AKP’nin 2028 seçimleri öncesinde yaşadığını savunduğu popülarite kaybının eleştirel ve bağımsız medya üzerindeki baskıları artırdığını belirtiyor.

Önderoğlu, yargının özellikle başsavcılıklar ve sulh ceza hakimlikleri üzerinden siyasi amaçlarla araçsallaştırıldığını, iktidarın çizgisi dışında kalan toplum kesimleri ve medya kuruluşlarının tasfiye edilme eşiğine getirildiğini savunuyor. Milli güvenlik, kamu düzeni, dezenformasyonla mücadele ve kamu görevlisine hakaret gibi gerekçelerin gazetecileri susturmak için kullanıldığını ileri sürüyor.

Önderoğlu, 2025’te 27 gazetecinin çeşitli sürelerle tutuklandığını ve yüzlerce gazetecilik içeriğine erişimin engellendiğini hatırlatıyor.

“Ancak 2026’da iktidar medyaya stratejik baskılarda vites yükseltti” diyen Önderoğlu, Halk TV’ye kayyum atanması ve T24’e erişim engeli getirilmesiyle bağımsız medya kuruluşlarının varlığının tehdit edildiğini savunuyor.

Kayyum atanan Halk TV'nin logosu ve canlı yayın anansu
Muhalif yayınlar yapan Halk TV’ye de kısa bir süre önce kayyum atanmıştıFotoğraf: ANKA

Önderoğlu, gazetecilerin geçmişte ağır baskılara rağmen riskli haberlerin peşinden gitmeyi sürdürdüğünü hatırlatıyor. Ancak 2026’daki müdahalelerle otosansürün daha güçlü bir seçenek haline geldiğini ve bağımsız gazeteciliğin geleceğinden endişe duyduğunu belirtiyor.

Önderoğlu, Cumhuriyet gazetesi davasının yaklaşık 10 yıldır sürmesini örnek göstererek uzun yargılamaların ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması gibi uygulamaların gazeteciler üzerindeki yıldırıcı etkisine dikkat çekiyor. Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarını içselleştiremediğini savunuyor.

Haber alma hakkı da hedefte mi?

T24’ün internet sitesi ve X hesabı hakkında 29 Eylül’de erişim engeli kararı verildi. Kararda son bir yılda yayımlanan LGBTİ+ konulu 118 haber ve paylaşım gerekçe gösterildi. Halk TV’ye 14 Ekim’de Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) kayyum olarak atandı, yayın durduruldu. Kanalın X hesabı da 21 Ekim’de Türkiye’den görünmez kılındı.

Durmuş, gazetecilerin gözaltına alınması, yargılanması ve tutuklanmasının yanı sıra habere erişim ve haberin topluma ulaştırılması önündeki engellerin deuzun süredir kullanıldığını belirtiyor. Ancak Durmuş’a göre son dönemde müdahaleler, gazetecilerin çalışmalarını engellemenin ötesine geçerek halkın habere ulaşmasını doğrudan hedef alıyor.

“Gazetecilik kadar halkın haber alma hakkı saldırı altında” diyen Durmuş, T24, Halk TV ve toplamda 35 milyon takipçisi bulunduğunu belirttiği yüzlerce sosyal medya hesabına yönelik müdahaleleri örnek gösteriyor.

Durmuş’a göre artık yalnızca gazetecilerin mesleklerini özgürce yapabilmesi değil, toplumun haber alma hakkını koruyabilmesi de tartışmanın merkezinde bulunuyor.

Gazeteciler neden şimdi ortak eyleme çıkıyor?

TGS Başkanı Durmuş, basın meslek örgütlerinin erişim engelleri ve haber sitelerinin kapatılmasına karşı ortak mücadele yöntemlerini bir süredir tartıştığını, Halk TV’ye kayyum atanmasının hazırlıkları hızlandırdığını söylüyor.

Durmuş, diğer basın meslek örgütlerine ortak mücadeleye katılma ve seslerini yükseltme çağrısı yapıyor. Yurttaşların da eylemlere katılmasını istiyor.

“Sessiz kalma lüksümüz yok” diyen Durmuş, mesleğin yok edilmek istendiğini savunuyor.

Basın meslek örgütleri, TELE1’e kayyum atanmasının birinci yılında 24 Ekim’de 10 kentte eylem düzenleyecek. İstanbul’daki eylem saat 13.00’te Kadıköy Boğa Heykeli önünde başlayacak. Ankara, İzmir, Diyarbakır, Antalya, Adana, Bursa, Eskişehir, Kocaeli ve Van’da da yürüyüşler ve basın açıklamaları yapılacak.

Gazeteciler yalnızca mesleklerini özgürce yapabilmek için değil, hazırladıkları haberlerin topluma ulaşabilmesi için de sokağa çıkıyor.

 

Kaynak: DW Türkçe

-Basın - 14:04 A A
BENZER HABERLER

YORUM BIRAK

YORUMLAR

Hiç yorum yapılmamış.