Acaba Allah ile kulları arasında aracılara ihtiyaç var mıdır?
Hasan Kanaatlı
h.kanaatli@hotmail.com
Bu sorunun cevabını bulmak için, önce şu soruya cevap aramak lazım:
-“Acaba Allah, insan diye yarattığı bu varlığa güveniyor mu güvenmiyor mu? Şayet güveniyorsa, bunu nereden anlayacağız, şayet güvenmiyorsa bunun delili nedir?”
Cevap:
-“ Şunu açıkça belirtmek gerekir ki Allah, insan denen bu varlığa güveniyor ki onu yaratıp muhatap almıştır! Ona idrak ve akıl vermiştir! Ona tercih etme irade ve imkânı sunmuştur! İnkarcılığı için dahi onun önünü açmıştır! (Çünkü ona güvenmeseydi, inkâr etmesi için onun önünü açmaz ve öyle bir özgür irade vermezdi! Dolayısıyla insana inkâr etmesi için herhangi bir engel koymamış ve ona demiştir ki; “isteyen inkâr etsin isteyen iman etsin!” (Kehif: 29) Açıkçası insanı iki yol ağzına getirip bırakmış ve bununla birlikte doğru olanı da insana sunmuştur! Bu doğruyu sen seç demiştir! Yani Allah insana güvenmiş! Güvendiği için bunu yaratmış, tüm varlığı vücuda getirmiş, yeri ve gökleri yoktan var etmiş, varlıklara yasalar koymuş, böylece de her varlık o yasalar üzere tıkırında çalışmakta, Allah’a karşı hiçbir itirazları bulunmamakta, konuldukları yerde öylece durmakta ve itaatlerini de bu şekilde ifa etmektedirler!
Kuran, varlığın bu itaat durumuna “secde” der!
-“Yerde ve göklerdeki her şey ona secde ediyor!” (Cuma:1)
Yani varlık, yaratılışı uğrunda görevini icra ediyor, hiçbir sıkıntı da çıkarmıyor! Varlıklar içerisinde bir tek sıkıntı çıkaran varsa, o da insandır!
Aslında varlıklar arasında en iyi ve en üstün varlık insandır! Fakat en iyi ve en üstün olan bozulunca, en kötü ve en alçak yaratığa dönüşüverir!
Allah insanın bozulmaması için ona hem irade hem de akıl vermiştir, ayrıca onu seçim yöntemiyle de donatmış ve seçimini yönlendirmek için de ona vahyin hidayetiyle birlikte peygamber de göndermiştir! Yani insana tenezzül etmiştir!
İlginçtir ki dünyada ezoterik/gizli “inisiye” dinler vardır! O dinlere “insinasyon” ile girersiniz! Yani bir üstat vardır ve siz o üstadın yönlendirmesiyle o dine dahil olursunuz!
Siz orada istediğiniz şeyi okuyamaz ya da istediğiniz sınıfa giremezsiniz! O üstat sizin elinizden tutar, isterse o sizi o sınıfa sokar! Çünkü onun kendi kayıt kuyutları vardır, orada siz her istediğinizi yapamazsınız! İstediğiniz sınıfa atlayamazsınız, istediğiniz yere gelemezsiniz, onu, ancak o üstat kabul edecektir. Yani biri size onay verecek ve ondan sonra o yere geçiş yapacaksınız!
Peki Allah’ın kitabını (Kuran’ı) anlamak ve Allah’a kul olmak için bir aracı var mıdır? Tabi ki yoktur! Peki peygamber Allah ile kul arasında bir aracı mıdır? Elbette ki değildir! Şayet peygamber aracı olsaydı, o da bizlerin emrolunduğu şeylerin aynısıyla emrolunmazdı! Bizler neyle emrolunmuş isek, o da aynı şeylerle emrolunmuştur!
Yani “elçi”, Allah ile kul arasında aracı değildir! Çünkü “Allah ile kul arasında ara yok ki aracı da olsun!” Allah: “Biz insana şah damarından daha yakınız” (Kaf: 16) diye buyuruyor! Şayet Allah: “Ben sana şah damarından daha yakınım” diyorsa, Allah ile kul arasında ara mı var ki peygamber de aracı olsun!
İkincisi: Allah insanı muhatap almıştır, ona hitap etmiştir, yani ona güvenmiştir!
İman’ın 2 tanımı vardır; 1- Akidevî tanımı. 2- Ahlakî tanımı. Aslında buradan hareketle her şeyin iki tanımının olduğunu söyleyebiliriz.
İman’ın akidevî tanımı “inanmaktır!” Ahlakî tanımı da “güvenmektir!” Yani iman; Allah’a inanmak ve Allah’a güvenmektir!
Bugün öyle bir Müslüman tipi görüyoruz ki, “Allah’a inandım” diyor ama, Allah’a güvenmiyor! Allah’a güvenmediği gibi O’nun kitabına da güvenmiyor! O kitabın içerisindeki prensiplere de güvenmiyor! Bu anlamda Allah, kendi kitabına inanıp güvenmek için insanları herhangi bir “insinasyon”a (bir üstadın öncülüğünde o kitabı okuyup anlamaya) çağırmamıştır! Kitabı her kese açıktır. Her kesin önündedir! Ve o kitabı da “mübin” olarak nitelendirmiştir! “Mübin” kelimesi ise hem lazım ve hem de müteeddi’dir! Yani hem özde açık ve anlaşılırdır (lazım), hem de hakikati açıklayan ve anlaşılır kılan demektir (müteeddi!). Kısacası Kuran’ın ve kitabın vasıflarından biri “mübin”dir!
Şimdi; “biz Kuran’ı anlayamayız ama onu anlayan biri bize anlatır” diyen bir Müslüman böyle bir moda girdiği zaman, siz aranmaya başlanıyorsunuz ve “ruhban sınıfı” böyle oluşur! Ruhban sınıfını da oluşturduğunuz zaman, Kilise kendiliğinden oluşur. Bunun için ille de Hıristiyan olmanız gerekmiyor! “İslam Kilisesi” de oluşturursunuz!
“Ruhban sınıfı” nı oluşturduğunuzda, aslında “imtiyazlı” bir sınıf koyuyorsunuz ortaya!
Peki imtiyazlı bu sınıf imtiyazını nereden alıyor? Tabi ki “din”den alıyor. Yani bu sınıf bir şeyler satarak orada duracak!
Peki neyi satacak? Elbette ki “din”i satacak, Allah’ı satacak, Kuran’ı, imanı, cenneti ve sair değerleri satacaktır! Bunları satmaya başladığı zaman da 2 tane “din” oluşuyor! Biri, satmayanların anlattığı ve orjinliğini koruyan “indirilmiş din!”, diğeri de bu satıcıların pazarladıkları “uydurulmuş din!” Ve din ticareti yapıldığında da bu ticaretin nerede biteceği belli olmaz! Ayrıca dini değerleri satmaya başladığınız zaman da neyi nereye kadar satacaksınız? Yani o zaman satmadığınız bir şey kalır mı? Şayet dininizi bile satmaya başlamışsanız, satamayacağınız neyiniz kalır ki?
Bundan dolayıdır ki bakıyoruz ki “din”e iki şey kaynaklık ediyor; Biri Fukaha/din adamları, diğeri de Kur’an-ı Kerim. Kuran’da olmayan birçok hükümler Fukaha tarafından hem de uydurulan hadislerden istidlalde bulunularak birçok fetvalar verilmiştir. Tüm tefrika ve fitnelerin kaynağı da bu fetvalar olmuştur!
-
Rusya’dan Batı’ya net uyarı: ‘Rusya ile çatışmaya girenleri felaket bekliyor’
-
Küba’dan ABD’nin yeni yaptırımlarına sert tepki: ‘Bu bir suç’
-
Trump’tan Netanyahu’ya ‘Gazze çıkışı’: ‘Tüm Yahudiler senden bıktı’
-
ABD Senatosu savaş yetkileri tasarısını onayladı: ‘Trump İran’daki tarihi hatasının bedelini ödedi’
-
BM: Lübnan’ın güneyinde 11 bini aşkın bina yıkıldı
-
Avrupa kavruluyor: İngiltere’de ‘kırmızı alarm’, Fransa’da boğulma kaynaklı ölümler
