Akıbetten Habersiz!

23.04.2024 00:05

Kişi Okumuş

0 Yorum

Akıbetten Habersiz!

Han Ayvaz Adıgüzel

hanayvazadiguzel@gmail.com


YAZI ARŞİVİ


Türk insanı yorgun mudur? Hayır, habersizdir, akıbetten habersiz! Folklorümüze de yansımış bu.
“Gömleği keten oğlan, / Söze söz katan oğlan.
Nişanlın eller almış, / Habersiz yatan oğlan.
Değimlerimize de yansımış: “Ne haber!” “Bihaber!” “Haberi çocuktan al” “En son babalar duyar.” Azerbaycan türkülerinde buna benzer söylemler var. Mesela: “Sana vurulmuşam senden habersiz!” İşte bizim hali melalımız budur.
Haberi bir insandan çek al geriye ne kalır? İskelet! Allah’ın doksan dokuz isimlerinden birisinin adı da “Habir”dir. “Ya Habir Allah!” Yani Ey her şeyden haberi olan Allah!
Bakınız, bizler Anadolu Türklüğü olarak ya müddeiniz ya milliyiz veya devrimci lakin hiçbir şeyin esasına varamayan garipleriz.
Meselelerin tadına varmak geniş bilgi ister. Konuları yetkin bilmemek bizim ulusal hastalığımızdır. Kanımızdaki alev kendimizi eritiyor. Hz. Ali’nin şöyle bir sözü vardır: “Haber veren doğru söylese, alan yanılgıya düşmez!” Neylersin ya susuyorlar ya yalan konuşuyorlar. Böylece ya habersiz yaşıyoruz ya yanılgıya düşüyoruz. O halde biz de şöyle diyelim: “Ya Habir Allah, bizi haberdar eyle!”
Acaba böylesi durumlarda bize düşen rolü başarıyla oynamak mı yoksa onu reddetmek mi lazım? Role göre değişir! Acaba öyle mi? Böyle bir cevap alçalıştır. Mesela: Seni zulme sürükleyen bir rol sunarlar ve bu Allah’tandır derler. Kutsal metinlerin yorumu budur derler. Peki, bu rolü yerine getirmek mi lazım? Şöyle bir yaşanmış vaka anlatıyorlar: Atamalarda imama sormuşlar: “Hazreti Köroğlu’nu nasıl bilirsiniz?” İmam cevap vermiş: “Efendim, çok mükemmel insandır, sayılı evliyalardandır!” Demişler ki: “Evladım Köroğlu bir eşkıya değil mi?” İmam: “Efendim, öyledir de ben başındaki Hazret kelimesine kandım!”
Tarihin dediği şudur: İnsanların belini din veya Allah lafzı ile kırmışlar.
Kur’an’ın orijininde (mealinde değil) emir cümlesi yoktur, hep geniş zaman kullanılmıştır. Mesela: “Onlar namaz kılarlar, zinaya yaklaşmazlar, sabrederler, mallarını hayra dağıtırlar, dostlarına müşfiktirler, düşmanlarına serttirler Vb.” Görüldüğü gibi burada rol verilmiyor, teklifler sunuluyor, senin özgür ruhuna hitap ediliyor. Kabul edersin veya etmezsin bu sana kalmış.
Bu teklifler karşısında özgür insanların kabul ve red edişini görürsün lakin ruhen tutsak olanlar hemen kabul ediyor ve bu Allah’ın emridir diyerek, onulmaz bir noksanlığa düşüyor. Bilinmeli ki, inanç da iman da hür bir seçimle kâmil olur.
Aydına rol biçemezsin, o ancak kendi rolünü biçer, kendi tezini hazırlar işte şahsiyet budur. Aydın rol almaz çözüm sunar. Düşünür Ericih Form, analizlerinde bu meseleye “kendiliğindenlik” diyor.
Bizim bu yazdıklarımız düşünce verileridir.
“İnsan mecbur kalmadıkça düşünmemiştir.” Sosyal ilimlerde bir görüştür bu. Ne dersiniz, Türk insanı hiç mecbur kalmamış mı? Kalmış ya savaşa ya yoksulluğa!
Eğer savaş varsa, ne düşünecekmişiz ya gaziyiz ya şehit! Peki, ya yoksulluk? Bu bir kaderdir, yaradan öyle buyurmuştur deyip teslim oluruz. Bunlar şekillendirilmiş beyinlerdir.
Tefekkür bir günde oluşmuyor ki. İnsanımız; ölümü düşünme, Allah kerimdir, ölümden korkma Müslüman ölümden korkmaz vb. telkinleriyle yaşıyor. Korkma ve düşünme!
Düşünce metot ister, metodoloji! Düşüncemiz yok ki metodolojimiz olsun. Neyi düşünelim. Şöyle bir hadis var: “Bir saat Allah’ı düşünmek yetmiş yıl ibadete bedeldir!” Peki, bir saat boyunca bunu nasıl düşünsün, beş dakika bile sürmüyor ki!
Ülkemizde her ilde ilahiyat fakülteleri var ama ne yazık ki hiçbirinde “teoloji” kürsüsü yok. Yani Allah’ı bilme ilmi. Artı bize şöyle demek vacip oldu: “Ya Habir Allah bize kendini tanıt!”


 

İlgili Terimler :

YORUMLAR

İsminiz

 

E-Posta Adresiniz

Yorumunuz