CUMA SOHBETLERİ: BENİM DİNİM BU DEĞİLDİR!
Hasan Kanaatlı
İlâhiyatçı – Yazar
İnanma ve bir dine göre yaşama ihtiyacı, insanın en fıtri(yaratılışsal) hallerinden biridir. İlk insan Hz. Adem ( as ) aynı zamanda ilk peygamberdir! Arıları ve karıncaları lidersiz bırakmayan Yüce Yaratıcı, en seçkin olarak yarattığı insanları da kendi hallerine terketmemiştir! Gönderdiği peygamberler ve indirdiği kitaplarla onlara yol göstermiştir.
Ancak dinin anlaşılması ve algılanması herkeste aynı şekilde olmamıştır. Hemen her dinde farklı anlayışlar ve mezhepler kendini göstermiştir.
En son gönderilen yüce İslam’ da da durum öyle olmuştur. Malesef İslam bir vadide Müslüman başka bir vadidedir.
Diğer din müntesipleri gibi yüce İslam dininin müntesipleri olan Müslümanlardan büyük bir bölümü de , İslam peygamberinden kısa bir zaman sonra dini Kuşa çevirdiler! Onda kendince arttırma ve eksiltmelere gittiler.
Oysaki,
Nasıl bir hastayla alakalı olarak uzman Doktorların teşhisine itibar edilirse, aynen öyle dini konularda da hüküm verecek kimseler de, peygamberden sonra dini en doğru ve en iyi bilen ve kendilerine itibar edilen uzman kimseler olmalıdır.
Bir doğru vardır, bir de ” en en doğru olan” vardır. Evet her kesimin doğru olanları, doğru yapanları ve doğruları mutlaka vardır, fakat İslam adına toplumun önünde olanların, model olanlarının, Peygamber sonrası onun temsilcisi olan ” halifeler” in, aynen peygamber gibi en doğru olması ( masum olması) gerekir. Çünkü bunlar en doğru dinin, en doğru temsilcisi ve modelleridirler!
Hz. Peygamberin ( sav) vefatından sonra Müslümanlar arasındaki ilk ihtilaf bu konu üzerinde baş gösterdi. Bir takım insanlar kendilerinin bu hususta doğru lider/ halife olduğunu iddia etti. Fakat üzerinde durulması gereken kimin doğru lider olduğu hususundan daha ziyade, kimin bu işte ” en doğru lider” olduğu hususuydu. Bunu da iddia eden tek şahsiyet, İslam peygamberi Ehl-i Beytinin ilk şahsiyeti olan İmam Ali ( as ) idi. Fakat kimse bu iddiayla ilgilenmek istemedi! Ve ihtilaflar başgösterdi.
“İhtilaf, imtihan dünyasının önemli bir parçasıdır.” İnsanoğlu tarih boyunca neredeyse her konuda farklı düşüncelere sahip olmuş ve farklı davranışlar sergilemiştir. Dini konularda da ihtilaflar yaşanmıştır. Kuran- i Kerim i anlama ve yorumlamada da aynı şekilde ihtilaflar olmuştur ve olmaya da devam edecektir. Zira imtihan, kıyamete kadardır.
Şunu çok iyi anlamamız gerekir ki;
“Anlaşılmaz bir kitap, muallimsiz/ öğretmensiz olsa, manasız bir kağıttan ibaret kalır!” Dolayısıyla Resulullah ( sav) olmaksızın ve yine Onun kendisinden sonra indirilen o yüce kitabi en doğru bir şekilde bizlere anlayıp anlatacak öğretmenlerini onun başına koymadan gitmesi, o kitabın( Kuranın) bizim aramızda manasız bir kağıttan ibaret kalması anlamına gelir ki, böyle bir şey imkansızdır! Çünkü kıyamete kadar tüm insanların o kitabı en doğru liderlerden öğrenmeye ihtiyaçları vardır!
Ayrıca; bildiğiniz gibi kitabın olup da öğretmenin olmadığı bir ders boş geçer. Ders ancak öğretmenin varlığıyla anlam kazanır ve o ders dolu geçmiş olur. Bunda dolayıdır ki devlet, okul kitaplarını bedava verirken öğretmenleri belli bir ücret karşılığında tayin etmekte ve o dersin bir mana kazanmasını temin etmektedir!
Yine çok iyi bildiğiniz gibi; büyük bir hastalığın tedavisinde , küçük bir doktorun sözü, büyük bir mühendisin sözüne tercih edilir. Madem dini öğrenip dünya ve ahiret mutluluğuna sahip olmak istiyoruz, o taktirde bu konuda söz hakkı Allah’ ın, Resulü’nün ve Resulün bizlere bildirdiği kendinden sonraki o kitabı en doğru bir biçimde bizlere öğretecek olan en doğru öğretmenlerinin olmalıdır. Onların sözünün yanında bir başkasının sözü, gök gürültüsünün yanında sivrisineğin vızıltısı gibi sönük kalır! Buradan hareketle kendi kendimizden sormamız gerekir ; Acaba İslam öğretilerinde Allah’ın, Resulünün ve Resulün tanıttığı en doğru İslam- Kuran öğretmenlerinin mi sözlerine kulak verelim, yoksa bizlerin doğru olduklarını farzettiğimiz şahısların, şeyhlerin ya da hoca efendilerin mi?
Allah, Resulü ve Resulün bizlere tanıttığı en doğru öğretmenler ve hatta bizlerin doğru kabul ettiğimiz sahabe-i kiram dahi bizlere ;” Din vardır fakat mezhep ve tarikat yoktur diyorlar! Bunlara rağmen Hoca ve şeyh efendiler vardır diyor! Allah, Resulü ve en doğru öğretmenler; bölünüp parçalanmayın diyorlar, hoca ve şeyh efendiler ise bizleri mezhep ve tarikatlara bölmüşlerdir. Allah, Resulü ve en doğrular bize; kurtuluş iman ve takva iledir diyorlar, hoca ve şeyh efendi hazretleri ise, kurtuluş sünnilik, Nakşilik ve Halidilik iledir diyor!
Bunların Kuran’da ve sünnette yeri varmıdır? Diye sorulduğunda, bununla ilgili herhangi bir ayet ya da sahih hadis bulamadıkları için ve yine bu zat-ı muhteremler ( hoca ve şeyhler) İslam dünyasının Kuran’in metnini değiştirmeye müsade etmeyeceğini bildikleri için, ister istemez ayetleri kendi istedikleri şekilde yorumlama mecburiyetinde kalıyorlar! Oysaki Yüce Allah Kuran-ı Kerim’ de açıkça biz Müslümanlara şöyle haykırıyor:
“- İşte bu ( İslam) benim dosdoğru yolumdur, ona uyunuz. Başka yollara ( mezheplere, tarikatler, ideolojilere) uymayınız ki, sizi O’nun ( Allah’ın) yolundan ayırmasın…( Enam/153)
Sonuçta diyebiliriz ki, din, gerçekte ne ise o dur ve öyle de algılanması gerekir. Dinin gerçeklerini mezhep, tarikat, şeyh, hoca üzerinden anlamaya çalışır isek, dinin değil o şeylerin gerçeğini anlar ve onları din olarak algılamış oluruz. Dolayısıyla da dinin “vahdet” emrini değil de, onların ” ihtilaf- tefrika ” fitnelerini din olarak kabul etmiş oluruz, böylece de Allah’ ı razı edeceğimizi zannederken, şeytan’ ı razı etmiş oluruz. Cennete gideceğimizi hayel ederken Cehennemin dibini boylamış bulunuruz!
O halde; bir Müslüman olarak görevimizin özü ve vazifemizin esası şu üç şeyin hakikatlerinde derinleşmek olmalıdır:
1- Doğru İslamiyet
2- İslamiyete layık doğruluk
3- En Doğru öğretmen.
Doğru İslam; Kuran ve Nebevi Sünnettir . Çünkü bu ikisi Müslümanlar için mutlak referanstırlar.
İslamiyete layık doğruluk ise; doğru İslamiyéti hayatımıza yansıtmaktır. Emevi İslam gibi Muhammedi İslam ile motamot zıt bir İslami yaşamın bizleri ulaştıracağı sonuç, bu günkü İŞİD’ dir!
En doğru Öğretmenler ise, Resul’ den sonra, onun Kitabın öğretmeni olarak kitap ile birlikte ümmetine emanet edip gittiği Ehl-i Beyti’dir. Bunlar, konuştuğunu yaşayan ve yaşadığını da konuşan öğretmenler oldukları için, gerçekte her biri ” yaşayan birer hakikattirler!” (Allah’ın selami üzerlerine olsun.)
SON OLARAK ŞUNU SÖYLÜYORUM:
Derdimizin dermanı olmayan bir ilacı her ne kadar kullanır isek kullanalım, nasıl ki ondan bir yarar elde edemez isek, bu günkü İslam’ı da en doğru öğretmeninden doğru bir şekilde öğrenmediğimiz taktirde, öyle bir İslam’a ne kadar amel eder isek edelim, o İslam’ın da Müslümanların ve de insanlığın derdine derman olmayacağı muhakkaktır!
Hariciler gibi bir topluluğun İslam dinini yanlış anladıklarından ve İmam Ali gibi bir şahsiyet aralarında olmasına rağmen, ” Allah’ ın kitabı bize yeter” deyip, az- çok İslamı bilmelerine ve çokça ibadet etmelerine rağmen, buna karşılık İslam’ı sağlıklı bir şekilde yorumlayamadıklarından, İmam Ali gibi İslam’ın en büyük kahramanını, hem de din adına şehit edenlerin İslam’ından ben beriyimdir! O zihniyettekilerin dini benim dinim değildir ve asla da olamaz!
Rabbimden en büyük temennim; biz Müslümanlara Yüce İslam’ ı en doğru öğretmenlerinden öğrenip en doğru bir şekilde amel etmeğe muvaffak etmesidir. Böyle bir öğretmenlere sahip olan topluluk ne mutlu topluluktur. Rabbim tüm insanlığa bu nimeti bahşetsin.
Amin.
-
Trump, ABD ve İran arasındaki ateşkesi müzakereler sonuçlanana kadar uzatacağını açıkladı
-
Sanatçı Ferdi Atuner hayatını kaybetti
-
Merkez Bankası nisan ayı faiz kararını açıkladı
-
İran: Hürmüz Boğazı’nda iki gemiye el koyduk
-
Papa 14. Leo, Ekvator Ginesi’nde ‘iktidar hırsı’ ve eşitsizliği kınadı
-
Ursula Von der Leyen’in Türkiye açıklaması krize yol açtı
