Cuma Sohbetleri: Hz. Zeynep (sa)’in Kahramanlığı
Hasan Kanaatlı
İlâhiyatçı – Yazar
İmam Zeynel Abidin (as) şöyle buyuruyor: “Babam İmam Hüseyin, kardeşlerim ve babamın dostları şehit edilip savaş sona erdikten sonra, içerisinde yaşadığımız çadırlarımız ateşe verilip bizleri esir aldılar. Bizler on iki kişi idik. On iki kişiyi de bir zincire bağlamışlardı. Zincirin bir ucu benim koluma, diğer bir ucu da halam Zeynep’in koluna bağlıydı.”
Tarihteki kayıtlara göre esirlerin Şam’a giriş tarihleri Sefer ayının ikinci gününe rastlamıştı. Buna göre Zeynep ve beraberindekilerin esirlik dönemi üzerinden yirmi iki gün geçmişti. Yirmi iki gün dayanılmaz acılar çektikten sonra onu, o haliyle Muaviye oğlu Yezit’in meclisine getirdiler.
Yezit’in, babası Muaviye’den kalma Yeşil bir sarayı vardı. Öylesine alımlı ve çekiciydi ki, görenlerin aklını başından alıyor ve adeta büyülüyordu. Bazı tarihçilerin yazdığına göre insanlar yedi büyük salondan geçtikten sonra, son salonda Yezit’i süslü-püslü tahtın üzerinde oturur bir vaziyette görebiliyorlardı. Tüm ayan-eşraf, ileri gelenler ve yabancı ülkelerin elçileri de onun etrafında altın ve gümüşten yapılan koltukların üzerinde oturuyorlardı. Bu şartlar altında esirler meclise Yezit’in huzuruna getirili verdi.
Ağır zahmetlere katlanmış ve dertler çekmiş olan esir Zeynep, bu manzarayı görünce ruhunda öyle bir dalga oluştu ve cemiyet içerisinde öyle bir hava estirdi ki, şiire olan tutkunluğu ve belağatı ile ünlü Yezit’in dahi dili tutuldu. Yezit, İbn-i Ziyad’ın şiirlerini mırıldanıyor ve kendisine nasip olan konum ve zafer ile gururlanıyordu.
Aniden Zeynep’in sesi yükseldi: “Ey Yezit ! Çok kibirlenmişsin. Yerin-göğün köşe-bucağını yüzümüze kapattığını ve bizi esir etmekle Allah’tan taraf sana bir lütuf, bize ise bir zillet olduğunu mu zannediyorsun? Allah’a yemin ediyorum ki şu anda benim gözümde çok küçük ve çok alçak birisin. Senin ufacık bir şahsiyetinin bile bulunduğunu düşünmüyorum.”
Bakınız bunlar (Ehl-i Beyt esirleri) ruhi ve manevi değerlerinden, kişilik ve imanlarından başka her şeylerini kaybetmiş bir topluluktur. Böyle bir durumda Zeynep’in şahsiyeti gibi yüce bir şahsiyet, Şam’da bir inkılap-devrim yaratmaz mı? Nitekim öyle de oldu.
Hz. Zeynep’in bu duruşu karşısında Yezit, esirlere karşı olan tutumunu değiştirmek ve onları saygı içerisinde Medine’ye göndermeye mecbur kaldı. Kerbela’daki katliam ile bir ilişkisi bulunmadığı yalanını konuştu ve “Allah İbn-i Ziyad’a (Kufe’deki valisi) lanet etsin. Ben ona böyle davranmasını emretmemiştim. Kendinden bu işi böyle yapmış.” Demek mecburiyetinde kaldı.
Peki, Yezit’in bu tür geri adım atmasını sağlayan şey nedir? Zeynep’in o yiğitçe duruşuydu elbet. İnsanların büyük bir korku içerisinde kendisine: “Ya Emir-el Müminin-Ey müminlerin emiri” dedikleri kimseye Hz. Zeynep (sa) şöyle hitap ediyordu: “Ey Yezit ! Sana sesleniyorum. Yapmak istediğin her oyunu yap. Her işi uygula, fakat şunu kesin kez bilmiş ol ki, adımızı bu dünyadan silmek gibi bir düşüncen varsa, bizim adımız silinecek değildir.” (Bihar-ul Envar, Cilt: 45, Sayfa: 135; El Lühuf, Sayfa: 77)
Evet, Hz. Zeynep (sa) kardeşi Hüseyin’den aldığı o şecaat dersleri ile Yezit’in meclisinde onun yüzüne karşı öyle bir hutbe okudu ki, Yezit suskun ve dili tutulmuş bir halde kala kaldı. O şaki-cani ve lanetlik adamın vücudunu tepeden tırnağa öfke sardı. Zeynep’in kalbini dağlamak ve onu susturmak, moralini bozmak için mertliğe sığmayacak bir iş yaptı. Elindeki asası ile İmam Hüseyin (as)’in dudak ve dişlerini işaret etti!
La havle vela kuvvete illa billah-il aliyyil azim.
-
Trump, ABD ve İran arasındaki ateşkesi müzakereler sonuçlanana kadar uzatacağını açıkladı
-
Sanatçı Ferdi Atuner hayatını kaybetti
-
Merkez Bankası nisan ayı faiz kararını açıkladı
-
İran: Hürmüz Boğazı’nda iki gemiye el koyduk
-
Papa 14. Leo, Ekvator Ginesi’nde ‘iktidar hırsı’ ve eşitsizliği kınadı
-
Ursula Von der Leyen’in Türkiye açıklaması krize yol açtı
