Cumhuriyetçilerin “Cumhuriyet” oyunu!

-Genel - 25 Aralık 2022 13:18 A A

Hasan Kanaatlı

h.kanaatli@hotmail.com

Her değer rengini içinde bulunduğu toplumun örf, adet, inanç ve kültüründen alır. Din de böyledir siyasi ve sosyal değerler de böyledir.

Bir ay oldu ” Türkiye Diyanet İşleri kurumu” nu incelemeğe başladım. Bir araştırmacı önce literatör taraması yapar, sonra sonuca ulaşır. Bu da 8-9 ay zaman alır.

Neden “Diyanet?” Denilirse, şundan ötürü:

– ” Bu kurumun yıllık bütçesi, 8 Bakanlığın bütçesi kadardır. Bunu belgelerle tespit ettim. Anladım ki, hangi ülkede devlet din işlerine ne kadar önem verip ona ekonomik ve siyasal destek sağlıyorsa, o ülkenin yöneticileri o dini o ülkede o kadar kullanıp istismar ediyordur. Dolayısıyla dikkat ederseniz despotlukla (diktatörlükle) yönetilen ülkelerde din ve din işlerini yürüten din adamları fazlasıyla önemsenir ve kendilerinden o kadar fazla söz ettirir! Çünkü o ülkedeki devleti ayakta tutan şey, o din kurumu ve o türden din adamlarıdırlar!

2023 de diyanetin bütçesi 35.910. 000.000 TL dir. Bu da 8 bakanlığın bütçesine denktir ve Türkiye nüfusunun her 4 nüfuslu bir ailesinden 1700 lira alınıp o kuruma aktarılmasıdır!

Bilindiği gibi “Cumhuriyet”, çok önemli değerlerden biridir. Fakat yaptığım araştırmada bir araştırmacı akademisyenin tespitleri üzerinden “Cumhuriyetçi”lerin ,”Cumhuriyet” üzerinden ülkedeki oynadıkları şu oyunlarını gördüm, onu sizinle paylaşmak istedim. Şöyle bir tespitte bulunmuş:

-“Osmanlı’nın son dönemi ve Cumhuriyetin Kuruluş döneminde dinin devletin kontrolünde olduğunu söylemek büyük bir iddia olmayacaktır!
Kuruluş döneminde dinin ne şekilde ele alınacağı cumhuriyetin elitleri tarafından laiklik anlayışı çerçevesinde belirlendi. Laiklik toplumdaki farklı din gruplarının özgürlük sınırlarını çizerken Türk milliyetçiliği ile de iç içe örüldü (!)

İdeal yurttaş “Sünni ve Türk” olarak konumlandırıldı. Lozan Antlaşması ( 1923) ile Müslüman olmayanlar azınlık olarak konumlandırılsa da, Osmanlı geleneğinin devamı olarak azınlık haklarından Ermeni, Rum ve Yahudiler yararlanabilirler ve kendi okullarında dini eğitimlerine devam edebilirler!

Süryani ve diğer Müslüman olmayan gruplar bunun dışında kaldılar. Alevi (!), Ezidi gibi İslam’ın farklı inanış mensupları veya ateistler ise yok sayıldılar! Türk olmayan, Kürtler gibi çoğunluğu Sünni inancına sahip topluluklar ise yurttaşlık anlayışının Sünni-Türk etrafında şekillenmesiyle kültürel haklarından mahrum kaldılar. Kısaca, Müslüman olmayanlar azınlık olarak ” ikinci sınıf” yurttaş olarak konumlandırıldılar.
Sünni olmayan Müslüman gruplar ve Türk olmayan Sünniler ise, dini ve kültürel olarak asimilasyon anlayışı ile yok sayıldılar!

….1924 yılında Sünni yurttaşlara hizmet veren “Diyanet İşleri Reisliği” kuruldu…Bu yolla İslam inancının eğitimi ve ibadethaneleri devlet eliyle kontrol edilmeye başlandı. Bunun sonucu olarak cumhuriyet tarihi boyunca devletin siyasi anlayışı, ” dini faaliyetleri” de etkiledi!

Buradan nasıl bir sonuç çıkarılacağını, okuyuculara bırakıyorum!


Yazı arşivi


 

-Genel - 13:18 A A
BENZER HABERLER