Günümüzde kimi irfan algısında vahyin yorumu!
Hasan Kanaatlı
h.kanaatli@hotmail.com
Dinin ilk kaynağı “vahiy” dir! Diğerleri bundan sonra gelir. “Vahiy” hakikati, ilahi sırlardan bir sırdır! Şimdiye kadar da çözülmemiştir! Fakat hakkında birçok görüşler serdedilmiştir! Onunla ilgili serdedilen görüşleri şöyle sıralamak mümkündür:
- Rasyonel akılcıların görüşü.
- Nakilcilerin görüşü.
- Dini akılcıların görüşü.
- Ariflerin görüşü.
Din de zaruri şeylerden biridir, akıl da! Fakat kimilerine göre dindeki birtakım görüşler akıl ile bağdaşmaz. Bundan dolayı derler ki, “kimi dindarların akıldan uzak kaldıklarını müşahede etmekteyiz!” Oysaki bizim, akla ve akılcılığa ihtiyacımız vardır! Müslüman topluma hâkim olan acı durumlardan birisi de bu tolumun gerçekten akılcılıktan uzak kalmasıdır! Yani Müslüman toplum içerisinde; “yargılayacak aklın” yok denecek kadar az olmasıdır!
Diğer bir ifadeyle; Müslüman toplumdaki dini akıl, “efsanevi akıldır!” Daha doğrusu tezatlarla dolu (paradoksal) bir akıldır!
Yine Filozoflar insan aklının 4 aşamasından söz ederler!
Birinci aşamadaki aklın, “bil kuvve akıl” olduğunu söylerler.
İkinci aşamadaki akıl, “bil fiil akıldır” derler.
Üçüncü aşamadaki aklın, “müstefad akıl” ya da “mülhem akıl” olduğundan bahsederler. (Bu akıl; “faal akl’a” en yakın olan akıldır. İnsan, faal akıl vasıtasıyla gaybi alemdeki bilgilerden ilham alıverir ve bu akıl, “mülhem akıl’a” dönüşür, böylece de görüşler sunar ve fikir izharında bulunmaya başlar! Diğer bir ifadeyle; bu akıl, yalnızca işler hususunda akleden akıl olmuyor, kendisine ilhamların geldiği bir akıl da oluyor! Kısacası “müstefad akıl”; “faal akıldan” da müstefit olan (istifade eden) akıldır!)
Dördüncü aşamadaki akıl, “faal akıldır!” Bu akıl, aklın en üst merhalesidir!
“Faal akıl”; Allah’ın ilk yarattığı şeydir. İnsan (Nebi) bu aşamaya ulaştığında, onun için gayb ve melekut alemi keşfedilmiş olur. Nitekim İbrahim peygamber de o durumdan babasına şöyle haber vermiştir:
-“Babacığım! Doğrusu, sana gelmeyen bir bilgi bana geldi. O halde bana uy ki, seni doğru yola ileteyim!” (Meryem: 43)
Hz. İbrahim (as)’ın bu ilmi, “faal akıldan” elde ettiği ilimdir! Nebi ve Filozofların aklı, “faal akıl” ile irtibat kurup, diğer alemleri de aydınlığa kavuşturuyor! Mazide neler olmuş ve müstakbelde neler olacaktır, onlardan haber veriyor!
Buraya kadar aktardığım, akılcıların görüşlerinden bir bölümüydü!
Fakat şunu da burada belirteyim ki, Hıristiyanlık ile İslam’ın “vahiy” algısı birbirinden farklıdır!
Müslümanlar; Nebinin ilmini, vahiy kanalı ile elde ettiğine iman ederler! Oysaki Hıristiyanlar, “Nebinin/İsa’nın kendisi vahiydir” derler! Yani Hıristiyanlar İsa’nın sözünün, aynı zamanda, Allah’ın sözü olduğunu da kabul ederler!
İsa Mesih (as) Kuran’da geçtiği üzere:
-“Meryem oğlu İsa, Allah’ın Meryem’e ulaştırdığı kelimesi ve O’ndan bir ruhtur!” (Meryem :171)
Sünni-Şii Kelam Alimleri Nezdinde Vahiy Hakkında Varılan Sonuç Şudur:
-“Hz. Nebi’ye (sav) “Hira Dağı”nda Cebrail (as) nazil olmuş ve Allah’ın sözleri ile ona Kuran’da yer alan bilgileri haber vermiştir! Yani Cebrail, aynen bir postacı gibi Allah ile peygamber arasında gidip gelmiştir!
İtikat Mezhepleri İçerisinde Vahiy ile İlgili 3 Görüş Mevcuttur:
Birinci görüş şudur: Kuran hem lafız olarak hem de anlam olarak Allah tarafından gönderilmiştir.
İkinci görüş şudur: Kuran’ın anlamı Allah tarafından Cebrail’e verilmiş ve Cebrail de o anlamları kelime kalıplarına dökmüş, böylece de Kuran meydana gelmiştir! Yani Kuran’ın kelimeleri Cebrail’den, içeriği (anlamı) da Allah’tandır!
Buna da şöyle deliller getirmişlerdir: Yüce Allah Kuran’ın Tekvir suresi 19-20 ayetlerinde şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz Kuran, çok şerefli bir elçinin getirdiği sözdür. Bir elçi ki, pek kuvvetli, arşın sahibi yanında çok itibarlı!”
Yine Hakka Suresi 38-40 ayetlerinde de şöyle buyurmuştur: “Görebildiklerinize ve göremediklerinize yemin ederim ki, hiç şüphesiz o (Kuran), değerli bir elçinin sözüdür!”
Üçüncü görüş ise şundan ibarettir: Derler ki, Kuran’ın anlamı Allah’tandır ve lafızları Nebidendir! Örneğin Allah’ın tek olduğunu Nebi; “Kul hüvellahu ahed”, ya da “İlahuküm ilahün vahidün” ya da “La ilahe illallah” veya “La ta’büdu illallah” gibi kalıplara dökmüştür! Yani bu kalıplar her ne kadar birbirinden farklı olsa da içerikleri aynıdır ve o da “Allah’ın tek olduğuna” vurgu yapmaktır!
Arifleri Görüşü
Arifler, kendileri dışındaki o 3 görüşün (Rasyonel akılcıların, nakilcilerin ve dinî akılcıların görüşlerinin) “bilgi” olması hasebiyle onları kabul etmeyip reddederler! Çünkü ariflere göre “bilgi”, akla dayalı bir meseledir ve yeri de “zihin” dir! Oysaki onlar açısından “vahiy”, zihni bir mesele olmayıp, “kalbi” bir konudur!
Yine arifler “vahyin”, Allah’tan gelen bilgiler toplamı olmadığını, Nebi’nin dahilindeki “muhtevanın tağyirinden ibaret olduğunu” söylerler! Yani Nebi Allah ile irtibat kurduğunda ve bu irtibatını devam ettirdiğinde, söz konusu irtibat Nebideki “benliği” yakmakta ve onu nurlandırıp değişime sevk etmektedir!
Onlar açısından bu durum, aynen “su” gibidir! Nasıl ki bir su ateşin üzerine konulduğunda aşamalı olarak ısısı arttıkça, onun benliğinde durmadan değişiklik oluyorsa ve sıcaklığı 80-90 cc.ye ulaştığında hareketi artıp 100 cc.ye ulaştığında da kaynayıp coşmaya başlıyorsa, Nebi’nin Allah ile irtibatı da aynen öyle oluyor!
Ya da bir ağacı düşününüz! Ağacı bir müddet ateşe tutarsınız! Biraz bekleyip onun tutuşma aşamasına geçmesini beklersiniz! Biraz sonra bir de bakarsınız ki o ağaç da ateşe dönüşüverdi!
Yani bir ağaç parçasına ateş tuttuğunuzda, o ağaç ateşe bir müddet katlanır. Katlanma derecesi belirli bir seviyeye ulaştıktan sonra, bir de bakarsınız ki ağaç, aniden alevlenmeye başladı! Buna “tutuşma derecesi” denir!
Nebi de sürekli bir şekilde Allah ile irtibat içerisine giriyor! Namaz, oruç, dua, ibadet, zikir, tesbih, inziva, perhiz vs. derken, sonunda Allah’tan gelen bir lütuf ile tutuşma derecesine ulaşır! Böylece de varlığı değişime uğruyor ve nurani bir varlığa dönüşüyor! Sonuç itibariyle de “ilahi bir varlık” oluveriyor! Yani Nebideki vicdan kendisine hakimiyet kuruyor ve onu öyle yönlendiriyor!
Daha açıkçası Nebideki bireysel ve toplumsal benlik, bir kenara çekiliyor ve bu şekilde de kalbi nurlanıyor! İşte onun kalbinin nur saçması, “vahiydir!” Yani onun bu aşamaya gelmesi “vahyin özüdür!”
Ariflerin, kelamcılara (dini akılcılara” karşı 4 türlü itirazları vardır. Ben sadece onların başlıklarını yazıyorum:
- Akli itirazları. 2- Belaği itirazları. 3- Ahlaksal itirazları. 4- İlmi itirazları.
-
Rusya’dan Batı’ya net uyarı: ‘Rusya ile çatışmaya girenleri felaket bekliyor’
-
Küba’dan ABD’nin yeni yaptırımlarına sert tepki: ‘Bu bir suç’
-
Trump’tan Netanyahu’ya ‘Gazze çıkışı’: ‘Tüm Yahudiler senden bıktı’
-
ABD Senatosu savaş yetkileri tasarısını onayladı: ‘Trump İran’daki tarihi hatasının bedelini ödedi’
-
BM: Lübnan’ın güneyinde 11 bini aşkın bina yıkıldı
-
Avrupa kavruluyor: İngiltere’de ‘kırmızı alarm’, Fransa’da boğulma kaynaklı ölümler
