Hakan Akpınar: Ortadoğu’daki demir leblebi: İran
Hakan Akpınar
hakanakpinar227@gmail.com
Ortadoğu’nun neredeyse asırlık çilesidir. Bölgede, “bağımsız” İsrail Devleti’nin kuruluşundan bu yana (1948) Ortadoğu’da çatışmasız, silahsız, kansız veya gerilimsiz bir gün dahi yaşanmamıştır. Maalesef, bölgenin bir türlü değişmeyen ya da değiştirilmesi istenmeyen makûs kaderidir bu…
13 Haziran’da İsrail’in baskın hava saldırılarıyla başlayan İran-İsrail Savaşı, esasen 20. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren bölgede başlatılan planlı emperyalist müdahalelerin bir revizyonu olarak değerlendirilebilir. Günümüzdeki postmodern tanımı ise Büyük Ortadoğu Projesi’dir, yani BOP…
İran-İsrail Savaşı, başta ABD olmak üzere, Batı emperyalizmi ile İsrail Siyonizmi’nin kendi jeopolitik çıkarlarını öne alarak, bölgeyi BOP çerçevesinde şekillendirmeyi amaçladığı yeni bir savaş stratejisinin eseridir. Özellikle Suriye rejiminin düşürülmesinden sonra varlığı yalnızca Lazkiye’deki “askerî üs”ten ibaret bırakılan Rusya’nın Ortadoğu’da etkisizleştirilmesi, tabi ki bu yeni süreci ABD ve İsrail lehine hızlandırdı.
Nihayet savaşın onuncu gününde korkulan oldu. ABD Kongresi ile Beyaz Saray üzerinde etkili olan Yahudi Lobisi’nin baskıları sonuç verdi ve Donald Trump’un emriyle Amerikan Hava Kuvvetleri, Fordo tesisleri dâhil olmak üzere İran’daki önemli nükleer santralleri vurdu. ABD, bu hamlesiyle bir bakıma yalnızca İran’ı değil, diplomasiyi ve bölgesel barışı da bombaladı. Böylece ABD, İran-İsrail Savaşı’na doğrudan dâhil oldu.
Peki, bundan sonra ne olacak?Nükleer santral ile tesislerin imha edilmesi ABD ve İsrail için yeterli görülecek mi? Nükleer tesisleri imha edilen İran’a yönelik yıkıcı saldırılar sürecek mi? Yoksa İran’ın, ABD saldırısından hemen sonra yaptığı “Fordo Nükleer Santrali’ndeki zenginleştirilmiş uranyumu Amerikan bombardımanından önce başka yere taşıdık” açıklaması savaşın şiddetini daha mı artıracakı?
Bu soruların yanıtlarını önümüzdeki günlerde alacağız. Görünen o ki, ABD’nin İran’ı bombalaması bu savaşı bitirmeyecek; aksine bambaşka bir sürece evrilmesine sebep olacak. Ne yazık ki bu durum, Ortadoğu’daki muhtemel bölgesel savaş riskini güçlü bir şekilde tetikleyebilir. Ayrıca, Ortadoğu’da başlayabilecek bu bölgesel savaş, yeni aktörlerin sahaya inmesiyle beraber, uzun bir zaman dilimine yayılma tehlikesini içinde barındırıyor.
İran rejimi, “ölüm-kalım” savaşı veriyor; bu da onu, Ortadoğu’da kurduğu “Direniş Ekseni”ni yeniden ayağa kaldırmaya sevk edebilir. Hatta mevcut koşullarda İran’ın, Direniş Ekseni’nin aktörlerini yeniden ve daha güçlü bir biçimde sahaya çağırması ihtimâl dâhilindedir.
Hatırlayalım, neydi bu Direniş Ekseni? Temelleri, 1979’daki İran İslâm Devrimi’nden sonra atılan Direniş Ekseni, (Mihver-i Mukavemet) ABD’nin 2003 yılında Irak’ı işgal etmesiyle zaman içinde bölgesel bir örgütlenmeye dönüşmeye başladı. Gazze Şeridi ile Batı Şeria’da (Son dönemde) Hamas, Lübnan’da Hizbullah ve bugün denklemden çıkarılan eski Suriye rejimi, Irak’ta Haşdi Şâbi ile Yemen bölgesindeki Husîler… Bu antisiyonist koalisyonu oluşturan bölgesel ağ, örgütlü Direniş Ekseni’ni meydana getirdi.
Direniş Ekseni, “Devrim İhracı” stratejisi çerçevesinde İran’ın kurup liderlik ettiği paramiliter-savaşçı örgütlerin antiemperyalist ve antisiyonist bir koalisyonu olarak bölgede uzun yıllar faaliyet gösterdi. Öyle ki, İran’ın düşmanlarına karşı caydırıcılığı hususunda önemli bir güç haline geldi. Denilebilir ki İran’ın, ABD ya da İsrail tarafından vurulamamasında etkin ve caydırıcı bir bölgesel tampon oluşturdu. Milis güçlerden oluşturulup, ağır silahlarla donatılan Direniş Ekseni İran’ın, İsrail ve dolaylı olarak ABD ile sürdürdüğü “Vekâletler Savaşı”nda etkin bir askerî güç olarak kullanıldı.
Ne var ki geçtiğimiz iki yılda İsrail, gerek Hamas’a gerekse Lübnan Hizbullahı’na art arda ağır darbeler vurdu. Hizbullah, İsrail’in aylar süren saldırıları ile etkisiz kılındı, silah depoları yok edildi. Hizbullah Lideri Hasan Nasrallah’ın beklenmedik bir suikastla ortadan kaldırılması ise örgütü büyük ölçüde zaafiyete uğrattı.
Geçen yıl (31 Temmuz 2024) Hamas’ın Siyasî Büro Şefi İsmail Haniye ise Mossad’ın Tahran’da düzenlediği bir suikast sonucunda öldürüldü. Gazze ve Batı Şeria’da Hamas’ın etkinliği kırılırken; Esad rejimi de düşürülünce, İran destekli milisler peyder pey ülke dışına çıkmak zorunda kaldı. Rusya’nın bölgeden çekilmesiyle birlikte İsrail-İran Savaşı’nın yolu açılmış oldu.
İran-İsrail Savaşı’na ABD’nin dâhil olmasının ardından İran rejimi, yürüttüğü bu ölüm-kalım savaşında daha etkili bir savunma yürütmek için Direniş Ekseni’nin hâlâ ayaktaki unsurları ile yeni ve canlı bir işbirliği oluşturabilir. Tahran yönetimi, Yemen’deki Hûsiler ile Irak’taki Haşdi Şâbi örgütünü doğrudan sahaya taşıyıp, İsrail ve ABD’ye karşı asimetrik saldırılarda kullanabilir. Kimilerine göre 100 bin bazılarına göre ise 200 bin civarında silahlı milisi bulunan bu örgütlerin, asimetrik saldırılar ve suikastlarla ABD üslerini hedef almaları herhâlde sürpriz olmaz.
Bu durumda Haşdi Şâbi’nin, Irak’ta konuşlu olan 2.500 Amerikan askeri ile yakın zamanda bir çatışmaya girmesi beklenebilir. Örgütün önemli bir kanadı olarak gösterilen Kata’ib Hizbullah’ın liderinin kısa bir süre önce söylediği şu sözler de bu görüşümüzü destekler nitelikte: “Amerika savaşa müdahale etmeye cesaret ederse, tereddüt etmeden bölgede yayılmış çıkarlarını ve askeri üslerini doğrudan hedef alacağız.”
İran’ın destek ve kontrolündeki bir başka Şiî paramiliter yapı olan Husîler’e gelince… Zaman zaman ABD’nin ve Suudî Arabistan’ın hava bombardımanlarına hedef olsalar bile Yemen’in kuzeyini kontrol eden Hûsiler, bölgede hâlâ etkili bir güç…
İran, İsrail’e füzelerle mukavemet ederken, ABD üslerine bu örgütler vasıtasıyla saldırılar düzenleyebilir. İran, ABD ve İsrail için kolay lokma olmak istemiyor. Jeopolitik konumu, geniş petrol rezervleri, antiemperyalist refleksleri kuvvetli insan yapısı ve binlerce yıllık güçlü devlet geleneği ile pek kolay bir lokma da sayılmaz zaten…
İran, Ortadoğu’daki demir leblebidir. Bu sebeple; İran’a yönelik olası bir kara harekâtı, İsrail ve ABD’yi içinden çıkılamaz bir maceraya sürükleyebilir. ABD ve İsrail’in şu aşamada bir kara harekâtını göze alması en azından şimdilik pek mümkün görünmüyor.
Son olarak; İran Meclisi’nin Hürmüz Boğazı’nın gemi trafiğine kapatılması kararına onay vermesi, bu savaşta farklı kırılmalara ve çatışmalara meydan verebilecek gibi görünüyor. “Neden?” diye sorulursa; boğazın kapatılması yeni bir krize yol açacak ve bölgedeki gerilimi artıracaktır. Zirâ; Kuveyt, Irak, Suudî Arabistan, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar, ihraç ettikleri petrolün uluslararası pazarlara olan arzını Hürmüz Boğazı üzerinden sağlamaktadır.
Kritik bir haftaya giriyoruz. Neler olup biteceğini, hep birlikte İzleyip göreceğiz.
-
Hasan Kanaatlı: Yurt dışında kullanılmak üzere propaganda ve açıklama başlıkları…
-
Erkan Saltan: Sabrın sonu; tebessüm…
-
Özgür Özel’den ara seçim çağrısı: ‘Bu millet artık bir devri kapatmak, yeni bir devri başlatmak istemektedir’
-
IMF, savaştan dolayı bu yıla ilişkin küresel ekonomik büyüme tahminini düşürdü
-
Siverek’te lisede silahlı saldırı: 16 yaralı var, saldırgan hayatına son verdi
-
Çin’den ABD’ye Hürmüz çıkışı: ‘Abluka tehlikeli ve sorumsuz’
