Hakan Akpınar: Sadrazam Muhbir’i nasıl cezalandırdı?
Hakan Akpınar
hakanakpinar227@gmail.com
19. Yüzyıl, Osmanlı İmparatorluğu’nun en dağdağalı, en kargaşalı ve istikrarsız yüzyılıdır. İçeride ve dışarıda sorunların hiç bitmediği; “bitti” denilen yerde, dağ gibi sorunların devletin önüne yeniden yığıldığı zor bir dönemdir. Öyle ki, ne kargaşa biter ne de yüzyıl…
Prof Dr. İlber Ortaylı 19. Yüzyıl’ı, “İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı” olarak değerlendirirken, bu bitmek bilmez, sonu gelmez kargaşa ve istikarsızlığa işaret etmiştir.
1789 Fransız İhtilâli’nin kaçınılmaz sonucu olarak, imparatorluk topraklarındaki gayrımüslim halkların bağımsızlık talebiyle başlattığı iç isyanlar, bu uzun yüzyıla damgasını vurmuştu. 19. Yüzyıl’daki Osmanlı Avrupası’nda, sıkça tekrarlanan Sırp ve Girit İsyanları, bu başkaldırılardan sadece iki tanesidir. Sonradan imparatorluk topraklarından kopartılacak olan Balkanlar ve Makedonya, zaten hep istim üstündeydi.
Bu tarihsel arka planı resmetmekten maksadımız şudur; evet, bu çalışmada Osmanlı-Türk basın tarihinin serencamını anlatıyoruz. Lakin, basın tarihimizin serüveni, dünya tarihinden ve Osmanlı Türk tarihinden bağımsız olarak değerlendirilemez. Dolayısıyla, Osmanlı-Türk basınının doğuşunu ve gelişimini incelediğimiz bu araştırmada, meseleyi tarihin ana damarından koparmadan aktarmak durumundayız. Çalışmamız boyunca; 19. Yüzyıl’dan 20. Yüzyıl’ın ilk çeyreğine uzanan Osmanlı-Türk basın koridorundaki yolculuğumuzda, meseleleri determinist tarih bilinciyle değerlendirmeye dikkat edeceğiz.
Unutulmamalıdır ki; gazeteciler, yaşadıkları çağa tanıklık eden ve günlük hadiseler üzerinden tarihe müsvedde hazırlayan meslek insanlarıdır. Doğal olarak; okyanustaki çalkantıları, dalgaları, anaforları, fırtınaları okyanustan ayrı düşünebilmenin imkânı yoktur.
Dönelim tekrar konumuza… İmparatorluk topraklarındaki isyanlar, Osmanlı-Türk Müslüman halkı tarafından dikkat ve endişe ile takip ediliyordu. Tabi bu hususta, İstanbul gazetelerinin yayınladığı haber ve yazılar, Osmanlı kamuoyu için yegâne bilgi kaynağıydı. Nâmık Kemâl’in başında bulunduğu Tasvir-i Efkâr ile Ali Suavi’nin yönetimindeki Muhbir, Girit İsyanı’na dair haber ve gelişmeleri aktarırken, Bâb-ı Âli hükümetinin takip ettiği politikaları eleştirmekten geri durmuyordu.
Ali Suavi, Girit’teki âsi Rumlarla bir türlü başa çıkamayan Bâb-ı Âli’yi şiddetle kınayan bir başyazı kaleme almıştı. O aralar yeni kurulan Âyine-i Vatan (Vatanın Aynası) gazetesi de muhalefet cephesine katılmıştı. Gazete, hükümetin takip ettiği dış politikayı sert bir üslûpla eleştirmekle kalmıyor; deyim yerindeyse hükümete ateş püskürüyordu. Girit’in yanısıra hükümetin Sırp isyanını bastırmakta aciz kalması ve yabancı devletlerin müdahalesine mâni olamadığına dair eleştirel yazılar, Bâb-ı Âli’yi halk nezdinde zor durumda bırakmıştı.
O günlerde Ali Suavi, Girit’teki hadiseler sebebiyle açlık ve sefalet içinde kıvranan Türkler için Muhbir gazetesi vasıtasıyla bir yardım kampanyası başlattı. Bu kampanya, basın tarihimiz açısından oldukça özel bir yere sahiptir; çünkü İlk kez, bir Osmanlı Türk gazetesi yardım kampanyası düzenlemişti. Üstelik kampanya başarılı olmuş; halktan titizlikle toplanan paralar, Ali Suavi’nin özel çabalarıyla “kuruşu kuruşuna” Girit Türkleri’ne ulaştırılmıştı. Ancak bu kampanya, Girit Türkleri’nin iaşesi hususunda Bâb-ı Âli hükümetinin zaaf ve eksikliğini ortaya çıkardığı için Sadrazam Mehmed Emin Âli Paşa’yı siyaseten yıpratmıştı.
Gazetelerin bitmeyen muhalefeti, göreve henüz (11 Şubat 1866) başlayan Sadrazam Mehmed Emin Âli Paşa’yı hayli hiddetlendirmişti. Tanzimat Devri’nin üç önemli devlet adamından biri olan ve geçmişte birkaç kez sadrazamlık yapan Âli Paşa, basının bu kadar serbest olmasından memnun değildi. Sadrazamlık koltuğuna oturalı daha bir ay bile olmamışken; başında bulunduğu Bâb-ı Âli hükümeti, gazetelerin şiddetini her gün biraz daha arttırdığı ağır eleştirilere maruz kalıyordu.
Takvim yaprakları, 9 Mart 1867 tarihini gösteriyordu. Muhbir gazetesinde yayınlanan Ziya Bey (Ziya Paşa) imzalı bir yazı, Sadrazam’ı çileden çıkarmıştı. Yazıda, Bâb-ı Âli’de vazife alan devlet adamlarının, meclis karşısında sorumlu tutuldukları takdirde, memleketteki sorunların çoğunun çözülebileceği ifade ediliyordu. Esasen Ziya Bey, milletin meşrutiyet rejimine olan ihtiyacını dile getirirken, Meclis’e hesap vermeyen devlet adamlarının siyasî sorumsuzluğuna atıfta bulunuyordu. Bu kişi ise hiç şüphe yok ki Sadrazam Paşa’dan başkası değildi.
Bahse konu yazının gazetede çıktığı gün, Muhbir’in patronu Filip Efendi’ye Bâb-ı Âli’den beklenmedik bir tebligat geldi. “Maarif Nezareti” mührünü taşıyan tebligatta, Muhbir Gazetesi’nin bir ay müddetle yayınına ara verildiği, yani kapatıldığı bildiriliyordu. Muhbir’in kapatılmasına, “Gazetenin insanları kandırarak, halkı hükümete karşı kışkırtan bazı asılsız haberleri yayması” gerekçe gösterilmişti. Böylece, 1864 yılında yayınlanan “Matbuat Nizamnâmesi’ndeki hükümlere istinaden Muhbir kapatılıyordu.
Hatırlanırsa; 1862 yılında ilk özel gazetemiz olan Tercüman-ı Ahvâl’in kapısına, yine Ziya Bey’in bir yazısı üzerine 15 günlüğüne kilit vurulmuş, matbaası da mühürlenmişti. Şimdi aynı kilit aynı mühür, Muhbir’e ve Ziya Bey’in fikirlerine vuruluyordu.
Hükümet, basınımızın “ilk resimli gazetesi” olarak yayın hayatına başlayan Ayine-i Vatanı da aynı gerekçeyle kapatmıştı. Ayine-i Vatan, Nâmık Kemâl’in Bâb-ı Âli’deki Tercüme Odası’ndan Fransızca öğretmeni olan Eğribozlu Mehmed Arif Efendi’nin sahibi olduğu yeni bir gazeteydi.
Sadrazam Âli Paşa, sadece Muhbir ile Âyine-i Vatan’ın kapısına kilit vurmakla yetinmeyecek; emekleme safhasındaki Osmanlı-Türk basınına, ani ve esaslı bir darbe daha indirecekti. Sansür ve sürgün… Artık hepsi kapıdaydı.
-
Han Ayvaz Adıgüzel: İkramlar reddedilmez…
-
ABD’nin İran limanlarına yönelik ablukası başladı
-
Starmer: ABD’nin Hürmüz Boğazı ablukasını desteklemiyoruz, kapatmaya değil, açmaya çalışıyoruz
-
İran ayrıntıları paylaştı: ABD’nin Hürmüz Boğazı’nı birlikte yönetme teklifini reddettik
-
İmamoğlu davası Strazburg’da: AİHM, Türk hükümetinden açıklama istedi
-
Anket: Almanya Şansölyesi Merz, dünyanın ‘en sevilmeyen’ hükümet başkanı
