Kapalı Bir Cümle…

-Genel - 18 Temmuz 2023 10:33 A A

Han Ayvaz Adıgüzel

hanayvazadiguzel@gmail.com

“İmanı ilmin ışığı altında tanımak” sözü kapalı bir cümledir. İlim ve iman esasta aklın alt boyutudur. İlimde olgunlaşma bir derecedir, kemal derecesi, yani tekâmül etme, gelişme son evrim! İşte bu sürecin sonucunda kişideki akıl faal akla dönüşür. İmanı böyle bir akıl ışığında tanımak gerek.

Peki, kişi girdiği disiplinden sonra kendisinde faal akıl oluştu mu bunu nasıl anlayacak?

Eğer kendisinde hayır ve cömertlik başlamışsa, bu durum kişinin kendisine gelen ilk işarettir. İrfanda her işaret bir vahiydir. Peygambere vahiy gelir, insan vahiye yükselir, meğer ki disipline girmiş ola!

Demiştik ki, peki, nasıl inanalım, esas olan nedir, bu konuyu sürdürmek istiyorum. Esas olanı bildikten sonra nasıl inanalım konusu teknik bir meseledir. Metot bellidir teknik insanlara kalmıştır. Hani derler ya; herkes sakız çiğner ama Şadiye tadını çıkarır. Bunun gibi.

Şimdi esas olana dönelim. Esas olan “vücut”tur, Tanrı’nın vücudu! Tanrı’nın vücudunu bilenin inancı imana dönüşür. Peki, vücudu bilmek mi görmek mi, mesele nedir? Bilen anlar, anlayan kavrar, kavrayan görür. “Ben görmediğim Allah’a inanmam!” Ali’nin sözüdür bu.

Tanrı’nın vücudu! Bu vücut yok olmuyor. Varlıklar ve Tanrı’nın vücudu bunlar ayrı şeylerdir. Şöyle denilebilir. Peki, bu görünen şeylere neden Tanrı demeyelim? Onlar yok oluyorlar. Hız ve maddeyi bir arada göremezsiniz, Maddeye hız verdiğiniz zaman yok oluyor. Enerjiye dönüşüyor, artık o yoktur.

Enerji bir ışıktır. Eğer ışığı durdurursan madde oluyor, hız verirsen ışığa dönüşüyor, garip bir durum.

Vereceğim örnekle meselenin aslını ortaya koymak istiyorum. Beyaz bir kartonu düşünün ve o kartonu herhangi bir kişiye gösterin. Diyeceklerdir ki bu bir kartondur. Siz bu kartonun üzerine kalemle çeşitli geometrik şekiller çizin. “Üçgen, kare, silindir vb.!” Şimdi bu şekilleri gösterin. Diyeceklerdir ki; üçgendir, karedir silindirdir vb. İyi ama hani o bir kartondu?

Şimdi nasıl oldu da o karton üçgen oldu, kare oldu silindir oldu vb. oldu? Peki, o şekilleri silgiyle silersek geriye ne kalır? Yine kartonun kendisi. Görüldüğü gibi şekiller yok oluyor ama karton kalıyor. O halde yok edilen şeyler işin esası olamazlar.

Peki, biz bu örnekten ne anlıyoruz? Geometrik şekiller kartonun üzerine var edildi, yani var kılındı. İşte bütün dünya ve içindekilerle beraber vücudun üzerine var kılındı. Bundandır var kılınanlar yok ediliyor. Yok edilince geriye vücut kalıyor. Hemen şunu diyelim: Yok olan şeyler Tanrı olamazlar. İlle vücut, yani öz.

Astronot fizikçi Lux; “dünya bir yerlerden fakslandı” diyor. Bilimsel bir söz, fantastik değil. Bu söz Tanrı’nın vücuduyla ilgilidir.

Şimdi şu cümleye dikkat kesilelim: Her şeyin bir iktizası vardır. İktiza; yani her şeyin doğal gereği… Doğallığı o şeyden alamazsın; çünkü doğallık onun zatındandır. Örnek: Ateşin iktizası yakmaktır. Suyun iktizası, harareti söndürmektir. Vb. Sen ateşe yakma ve suya harareti söndürme diyemezsin ki, çünkü o onun doğallığında vardır, yani zatında.

Şimdi bu örnekten sonra sorabiliriz: Peki, Tanrı’nın vücudunun iktizası nedir? İşte burada yol ayrımı başlıyor. Hani güzel bir türkü var ya: “Gel güzel görüşelim, geldik yol ayrımına!”

Dünyanın bir yerlerden fakslanması da bu meseleyle ilgilidir, yani iktizayla!

Biz bu yazılarla iman konusunun alt yapısını oluşturmaya çalışıyoruz. Demiştik ki: “imanı ilmin ışığında tanımak lazım” mesele bu idi. Tanrı’nın vücudunun iktizası nedir diye sormuştuk. Kendisidir! Onun kendisi yansıdı. İşte bizle ve bizlerle beraber, yedi kat yer, yedi kat gök, yıldızlar, ay gün ve zerreden zirveye ne varsa o’nun vücudunun yansımasıdır, bir farkla ki bu yansımalar vücut değil. Mesela, fenerden çıkan ışığın fenerle ilgisi nedir, bunun gibi.

Dünyanın fakslanması, o vücudun yansımasından alimin keşif edilmiş bir sözüdür. Bizler, yani vücudun üzerine var kılınanlar, Tanrı’nın yansıdığı yerlerdir. Buna Tanrı’nın tecellisi diyorlar. Vücuttan yansıyan ışın. Böyle olunca her şey Tanrı’nın var kılınmış mülküdür.

Şimdi burada bir yanılgıyı düzeltmek istiyorum. Görüldüğü gibi burada Tanrı’nın yaratması diye bir eylem yoktur. Yani Tanrı yaratmaz. Yarattı sözü meseleyi bilmemektir. Halik sözcüğü yaratma değil meydana çıkarma meselesidir, yansıma! Hiçbir yansıma yeni değil, ezelinde var idi. Zatında!


Yazı Arşivi 


 

-Genel - 10:33 A A
BENZER HABERLER

YORUM BIRAK

YORUMLAR

Hiç yorum yapılmamış.