Kimi Peygamberler Neden Toplum Kuramadılar?
Hasan Kanaatlı
Tarihte kimi peygamberlerin başarısız olmalarının nedeni, toplum kuramamalarındandır! Yani bütün peygamberlerin davası, aynı davadır, aralarında zerre kadar fark yoktur! Hepsi de insanları adalete, merhamete çağırıyor, belli günahlardan uzak durun diyor! O zaman şu sonuca varıyoruz: “Davanın hak olmasıyla başarıya ulaşması arasında doğrusal bir alaka yoktur?
Bugün de aynı şey geçerlidir! “Efenim, en iyisini ben savunuyorum, en doğrusunu ben söylüyorum” vs. diyenlerimiz oluyor. Hayır! Yalnız isen bunların hiçbirinin faydası yoktur, faydası yalnızca sana vardır. Fakat bu davranışlarınız bir tarih kurmaz! Aynen tarihte olan peygamberler gibi senin görüşlerin de seninle birlikte ölüp gider!
Örneğin “Katolikliğe”, Roma’ya, Latin alfabesine, ruhban sınıfına bayrak açan bir sürü Protestanlar vardı. Zevitlisin, Martın Luther, Kalvin vs. vardır, fakat Protestanlığın kurucusu olarak bir tek Martın Luther öne çıktı. Çünkü Martın Luther gidip kilisenin kapısına o Protestan metnini çaktığı zaman, arkasında duran “Bavyera Prensliği” vardı. “Sen orda ol, ben senin arkandayım denildi!” Dolayısıyla destek çok önemli şeydir!
Bundan dolayıdır ki, İslam Peygamber’inin tarih kurmasının nedeni, toplum kurabilmesiydi. Onun toplum kurmasının nedeni de kurduğu o toplumu oluşturan bireylere hayli nazik davranması olmuştur. Nitekim bu hususa Kuran da işaret eder:
-“Sen, sırf Allah’ın rahmetiyle onlara karşı yumuşak davrandır. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi!” (Al-i İmran :159)
Yani İslam peygamberi onlarla birlikte ancak var olabileceğini bildi. Bundan ötürü de onların her birine saygın davrandı. Böylece de onlardan her birinde öz güven oluştu. Yani sahabesinden birileri gelip: “Ya Resulullah! Ben düşünüyorum da her var olanın bir sebebi vardır, peki Allah’ın varlığının sebebi kimdir? O’nu kim var etmiştir?” diye sorduğunda, Peygamberimiz: “Ya kardeşim! Bu nasıl bir sorudur? Tövbe tövbe, sen kafayı mı yedin, sen sapıttın mı?” diye onu azarlamıyordu, “kulunun imanını taklit seviyesinden tahkik seviyesine yücelten Allah’a hamt olsun” diye cevap vererek onlarda öz güven oluşmasına sebebiyet veriyordu!
Oysa ki bizler de birlikte var olmak için birbirini tolere edecek olsaydık, bu hale düşmezdik. Çünkü “ümmet” demek, “ümm” anne kökünden geldiği için, aynı bir annenin çocukları gibi birbirimizi kabullenmemiz gerekmektedir. Fakat öyle olmadığımız için, böyle bir toplumda da yaşam şansı olmuyor! Tarih de böyle bir şansı vermiyor! Bundan dolayı birey, toplum, tarih gibi bu üç şeyle ilgili Kuran’ın kurucu kavramlarını ayrı ayrı ele alıp incelemek lazım. Bizler Tanrıyı yalnızca felsefe kitaplarında değil, tarihte de görmek istiyoruz. Ondan sonra bir medeniyetten bahsedebiliriz. Yani bu bir sonuçtur!
Böyle Bir Dünyaya Sözü Olmayan Dinin Elbette ki Kıyameti Kopacaktır!
Yeri gelmişken burada “tarih-toplum felsefesi” açısından birkaç şey söyleyeceğim:
-“Dini, parayı ve iktidarı tekeline alan Lat- Menat- Uzza putları, onların sembolleridirler!
Uzza putu diyor ki, “izzet”in tekeli bendedir! Ben bunu (izzeti) kimseyle paylaşmam!
Lat ise “Uluhiyet”, “Lahut” anlamındadır! Felsefede “Lahuti” ve “Nasuti” tabirleri de kullanılır ve bunlardan; “dünyevi ve ilahi alan” kastedilir! (Felsefede “Nasut” tan; insanın fiziki yönü, “Lahut” tan ise, insanın manevi ve ilahi yönü kastedilir!)
“Lat”; onu tekeline alan bir kabileye işarettir!
Manat; parayı (ekonomik gücü) kendi tekeline alan bir kabilenin sembolüdür! Yani Kur’an-ı Kerim; bu türden temsilciliklere dikkati çekmek istiyor!
Edebiyatta “Metonim” diye bir kavram vardır! “Metonim”; yani temsil dünyası. Dolayısıyla bu putlar da birer “metonim”dirler, yani bizler için birer temsildirler!
Oysaki bizler yüzeysel olarak Kuran-ı Kerimin yüzünü açıp yalnızca bakıp geçiyoruz ve diyoruz ki, Kuran’da Lat, Menat, Uzza vardır. Kuran; Arapların taptıkları bu isimlerdeki putlardan söz ediyor! Oysaki “Metonim” dediğimiz şey, bir temsil dünyası kurar!
Bunu iyi kavramak için şöyle bir örneklendirmede bulunabiliriz:
-“Yarın sabah uyandığımızda, en çok satan gazetelerden birinin manşetinde kocaman bir asker postalı görsek, yanına başka hiçbir şey yazılmamış olsa dahi, bu bize, ülkede bir askeri darbenin yapıldığını bildirir! Çünkü asker postalı bir dünyayı temsil eder. İşte buna “metonim” denir! Bu türden metonimlerin yanına hiçbir şey yazmanıza gerek yoktur!
Kuran’da geçen Hz. Peygamberin Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya isra edilmesi, bir metonimdir. Yani onun bir dünyadan başka bir dünyaya, sıradanlık ve ümmilikten, peygamberlik halkasına katılmasıdır! Yani Hz. Peygamber (sav) isra ile onurlandırılıyor ve yürütülüp sıradanlıktan çıkarılıp yüceltiliyor!
Şimdi bunlara metonim olarak bakmadığınız zaman, Lat-Menat-Uzza, put olarak kalıyor, fakat neyi temsil ettikleri bilinmiyor! Ayrıca temsiller, Kuran-ı Kerim’de 1450 sene önce olmuş bitmiş bir tarihi belge niteliğinde değillerdir! Kuran, geçmişin belgeselliğini çekip bize veren bir kitap değildir, Kuran’ın söylediği her şeyin bugün karşılığı vardır!
Thomos Pikettiy diye bilinen Fransız ekonomist bir adam vardır. Bu şahsın kapitalizmi eleştiren ve çok satan ciddi bir kitabı vardır! Bu kitabı üç-beş sene önce piyasaya çıktı. Dünyanın bu servet dağılımıyla çok fazla gitmeyeceğini söyledikten sonra, Fransa’da “sarı yelekliler” olarak bilinen o insanlar ortalığı birbirine kattı ve daha da katacaklar!
Yani dünyanın çok büyük bir bölümü çok yoksulluk içerisinde yaşıyorlar! Barakalarda, teneke evlerde, varoşlarda hayatlarını idame ettiriyorlar! O türden evler içerisinde ne tuvalet ne banyo ve ne de mutfak diye bir şey var! Çocuklarına tenekelerden barakanın önünde, hem de yol üzerinde banyo yaptırıyorlar! Tuvaletlerini yapacakları yer olmadığı için ya yola ya da varsa umumi tuvaletlere gidip yapıyorlar! Bu türden gece kondular, Latin Amerikan, Arjantin, Mısır-Kahire, Hindistan, Bangladeş, Pakistan vs. gibi bölgelerde mevcuttur. Şükürler olsun ki Türkiye’de yoktur!
Şimdi böyle bir dünyaya lafı olmayan ve bunu umursamayan bir kültürün, dinin ve insan topluluğunun sonunda kıyameti kopmaz mı?
Kur’an-ı Kerim toplumsal olarak ona “saat” der! Kısacası Kuran-ı Kerim’in kurmak istediği bir dünya ile, bizim kurmak istediğimiz dünya arasında inanılmaz bir asımetre vardır!
Kuran şöyle der:
-“Yapılarını/bünyelerini/toplumsal yapılarını takva ve rıza kavramları üzerine inşa edenlerle, bir uçurumun kenarına inşa edenler hiç te bir olur mu?” (Tövbe: 109)
Yani bir toplumun üzerine inşa edileceği 2 kavram vardır: Biri “takva”, diğeri “Rıdvan”!
Bu ayete göre uçurumun kenarına binasını inşa edenler, bütünüyle uçuruma yuvarlanıp giderler! Yani bir toplum ne zamanki, rıza ve takvadan elini eteğini çektiyse, o toplum uçuruma çöker!
“Rıza” dediğimiz şey “çoğulculuktur!” Yani milletin birbirine tahakküm kurmadığı, rıza gösterdiği, tolere ettiği bir toplumdur! “Takva” da insanın topluma karşı, toplumsal sorumluluğunu ifa etmesidir!
Son olarak şunu da söylemek isterim:
-“Gerçek şu ki evrende iki temel özne vardır. Birisi Allah, diğeri de insandır! Bunların dışında var olan her şey bir kurgu ve yorumdur!
Felsefenize bakıyorsunuz hepsi kurgudur. İslam felsefesi de Yunan felsefesi de hasılı yorumların büyük bir kısmı kurgudan ibarettir! Bunları yavaş yavaş değiştirmek gerek. Örneğin şöyle bir kurgudan söz edilir:
– “Dediklerine göre bir gün Azrail birinin canını almaya gelir. Adam ona yalvarıp yakarır, birtakım mazeretler söyleyerek Azrail’den kendisine birkaç yıl mühlet vermesini ister! Bu şekilde Azrail’i ikna edip ondan biraz zaman koparır!”
Bu hikâyeyi dinleyen ve ateist olan bir öğrenci, bu sözü bir ilahiyatçı Profesörden dinleyince, yanında oturan babasına şunu der: “Baba, şu mantıksızlığı gördün mü?” Babası, oğlunun din dairesi içerisinde kalması için yoğun bir mücadele veren biridir. Oğluna:” Ne vardı ki o sözde?” diye sorar. Oğlu: “Babacığım! Senin bana şimdiye kadar anlattığına göre melekler birer Algoritmadırlar (yazılımdırlar!) Kuran’ın haber verdiğine göre: “Emrolunduklarını eksiksiz olarak yaparlar!” (Nahl: 50) Bana hep bunu öğrettin! Ama hoca diyor ki Azrail ile pazarlık yapıyor!”
Bir ilahiyat Profesörü bunu derse, gerisini siz düşünün. Çünkü onun kafası bu çocuk kadar basmıyor ve kurduğu cümlenin nereye kadar gideceğini görmemesi, insanı hayrete düşürüyor. Günümüz insanları artık Allah’ın ilmini “Big Data” üzerinden yorumlamaya çalışıyor! Artık hem kendimizi hem de bilgilerimizi değiştirmemiz lazım. Bizlere ve tüm Müslümanlara yeniden bir müfredat gerekir!
-
Rus Dışişleri: NATO’nun nükleer hamlelerine karşı stratejik önlemler alıyoruz
-
ABD basını: İran’a göre önce Trump göz kırptı
-
NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin Ankara ziyaretinde neler konuşuldu?
-
Trump, ABD ve İran arasındaki ateşkesi müzakereler sonuçlanana kadar uzatacağını açıkladı
-
Sanatçı Ferdi Atuner hayatını kaybetti
-
Merkez Bankası nisan ayı faiz kararını açıkladı
