Neşe Doster: Genelde gençlere, özelde öğrencilere açık mektup…(3)

Toplum - 28 Mayıs 2026 00:02 A A

Neşe Doster

nesedoster@yahoo.com

YAZI ARŞİVİ

Gençlere ilişkin bu yazı dizime gelen deyim yerindeyse ileti yağmuru üzerine bir bölüm daha uzatmak zorunda kaldım, bu gidişle neredeyse bir kitap olacak kadar yorum, öneri, ilave bilgiler  aldım desem mi? Biz mutlak butlanla uğraşırken, yoksulluğu ve yolsuzluğu normalleştirirken, yurttaş alamıyor, esnaf satamıyorken meğer gençlerimizin sorunlarını, sorularını, açmazlarını, beklentilerini, hayallerini ne kadar yok saymışız. Ve onları dert sahibi, umutsuz, kaygılı, gergin, depresif bireyler  haline getirmişiz.

Şimdi soru zamanı…

Siyasi, sembolik, ideolojik, davaya yönelik, gelenek, sadakat- iman vurgulu, yanlı ve hamasi konuşmalarla gençlerin sorunları çözülür mü? Ya da yönetim “TürkiyeYüzyılı’nın Mimarları” sloganıyla başlattığı rüzgarda gençler için somut olarak ne yaptı, ne üretti, onlara hangi umutları verdi, hangi hayallerine merhem oldu?

Gelecekleriyle geçmişleri arasında sıkışıp kalan ve büyük yarılma, kopuş ve arayış yaşayan gençlik kendisine arka çıkacak, el atacak, yönetim ararken ve bulamazken  kendi ikbalini garantiye alacak adımlar atanlardan ne bekleyebilir?

Eğitim seviyesi yükselse bile güvenceli iş imkanı bulamayan! Yeterli gelire sahip olamayan! Bağımsız yaşam olanağından mahrum kalan! Sınırlı istihdam ve toplumsal cinsiyet eşitsizliği nedeniyle uzmanlık alanlarında çalışamayan! Ağır ekonomik kırılganlık yaşayan, diploma sahibi olmanın ekonomik güvence anlamına gelmediğini anlayan! Sadece İstanbul’da 18-29 yaş grubundaki gençlerin yüzde 58’inin aileleriyle yaşadığını ve kendilerine “ev genci” denildiğini bilen! Artan yüksek kira giderleri, artan yaşam maliyetleri evlilik hayallerini ve bağımsız yaşamayı imkansız hale getirirken! Bu gençlere ne gibi çözüm yolları gösteriliyor? 

Ekonomik sıkışmışlıkla boğuşan, yoksulluk nedeniyle eğitimden kopan, okulunu bırakan, kaydını donduran, güvencesiz işlerde çalışan, depresyona giren,  “Ülkemde geleceğimi göremiyorum!” diyerek yurtdışına kapağı atmaya çalışan, geleceksizlik hissiyle yorgun düşen, mühendislik okuyup kuryelik yapan, yıllarca hayalini kurduğu eğitiminin bir işe yaramadığını anlayıp okuldan kopan, diploma ile bağı zayıfladıkça umutları biten, moral bozukluğu tavan yapan  gençlik ne yapsın?

OECD verilerinin açıkladığı oranlar sesli sedalı bir alarm değil midir? Kendi ideolojik tanımının dışında kalanları yok sayarak, kendi mahallesinin gençleri olan, partili olan, yandaş olan, doğru ağları ve bağlantıları kuranlara her türlü olanağı ve kolaylığı sağlayan yönetim ve başta MEB bu alarm zillerini duyuyor mu? Ya da ne düşünüyor? 

Beceri ve liyakat unutulalı ne çok oldu…

Gelişmişlik, gelişen çağa ayak uydurma, yapay zeka gibi akıl almaz dijital teknolojik atılımlarla baş edebilmenin yolu nereden geçer? Eleştirel ve özgür düşünce, bilimsel merak, yabancı dil, yaratıcılık, sosyal güvenlik, sorun çözme kapasitesi ve alt yapı oluşturma milli, dini ve hamasi söylemlerle halledilir mi?

Gelen iletilerden birinde üniversiteli bir genç diyor ki; “Büyük umutlarla, hazırlıklarla, özel dersler alarak, dersanelere giderek, ailemin maddi yükünü artırarak kazandığım üniversitemde aradığımı bulamadım, mezun olup iş bulamadım, sadece ekonomik baskı altında değilim, yönümü, güven duygumu ve inancımı da yitirdim. Bize yeniden inanabileceğimiz bir geleceği kim sunacak, ben ve arkadaşlarım o arayış içindeyiz. Sesimize ses olun!” 

Hedef belli, bahaneler belirsiz, amaç sabitken gel de örneklere sığınma… 

Bir kız çocuğu okul yolunda yürüyorsa! Bir genç kadın özgürce mesleğini seçebiliyorsa! Aydınlarımız, eğitimcilerimiz, anne ve babalar karanlığa karşı durarak bilimi savunuyorsa! Her adımın ve  cesaretli atılımların ardında bir çift mavi gözün ışığı vardır. Bunu asla unutmayalım…

12 milyonu bulan genç sayımız nüfusun yüzde 15’ini oluşturuyorsa!  Bunların arasında çalışan varsa, okuyan varsa, hem çalışıp hem okuyan varsa ve eğitim sadece diploma, kazanç kapısı, garantili iş kapısı değilse! Eğitim aynı zamanda ülkenin, ulusun, kurumların aynası, var ya da yok olma süreci ise! Hal böyle iken biz kalkıp sanatı, tiyatroyu, konseri gereksiz sayıp sınıfa maket mezar taşı geriyorsak! Gençlerimiz umutsuz, çıkışsız, geleceksiz olduklarına anlayarak yarınlarını yurtdışına çıkışta aramaya başlarlar. Böylece beyin göçüne zemin hazırlayarak gittikleri ülkelere güç katarlar…

Cümlemi bitirmeden ve yazımı noktlalamadan önce kalemimin ucuna gelen başka bir sözü paylaşmadan geçemem.  Ne diyor bir bilge? “Asıl yazarlık nerede bir acı varsa, diğer yazarlarla birlikte yüreğin aynı anda sızlamasıdır.” 

Ne diyor İngiliz Binbaşı Salter; “Büyük Atatürk’le göz göze gelip de etkilenmeyecek insan var mıdır, bilemiyorum.”

Önemli not: Yüreğiniz sızlasa da duvardaki fotoğraflarına bakın, yetinmeyin göz göze gelmeye çalışın, etkilendiğinizi ve rahatladığınızı göreceksiniz. Tecrübeyle sabit…

Not: Bundan sonraki yazımın başlığı “eğitim ordusu” olacak…

 

Toplum - 00:02 A A
BENZER HABERLER

YORUM BIRAK

YORUMLAR

Hiç yorum yapılmamış.