Neşe Doster: Ülkemizin ruh hali mi? Hüzün bir yanda, insanlık diğer yanda…

-Gündem - 27 Temmuz 2026 00:01 A A

Neşe Doster

nesedoster@yahoo.com

YAZI ARŞİVİ

Her kuşak kendine düşen ekonomik, siyasi karmaşayı, acıları, savrulmaları yaşar. Her kuşağın, her neslin sorunları, dertleri vardır. Bizim kuşağın şansı eğitimin eğitim, yönetimin yönetim olduğu yıllarda çok değerli cumhuriyet öğretmenlerinin ellerinde şekillenmemiz oldu. Onlar yol göstererek, örnek olarak eğitimimizin ve meslek seçimimizin mimarları oldular. Örneğin beni yazmaya teşvik eden ilkokul öğretmenimdi, o yüzden minnet doluyum Sevinç Hocama, daha sonra da her kademedeki hocalarıma… 

Günümüzde neden, niçin, nasıl sarmalında dönüp dururken, şiddet, dehşet, vahşet üçlemesine sıklıkla tanıklık ederken, geleceğimize ve doğaya ait insanın içine işleyen toplumsal kayıplarla yüzleşirken, çoğumuz işimize güle oynaya değil, zorla ve zorlanarak giderken, yüzlere sinmiş tarifsiz hüzünler, sıkılı yumruklarla dolaşırken! Şu soru zihinlerde dolaşıp durmuyor mu? Acaba sorun bilgi eksikliği mi, vicdanların körelmesi mi, çıkan seslerin baskıyla kısılması mı, yoksa umursamayanların sayısının artması mı? 

Örneğin orman sahası içinde yer alan maden ruhsatı sayıları niçin binleri buluyor?  Yangınlarla sık sık sınanan bir ülke olduğumuz halde neden yangın eğitim merkezleri önemsenmiyor, erken uyarı sistemleri, uçak ve helikopter sayısı artırılmıyor? Ya da her koşulda suskunluğunu koruyan veya sorumluluk almayan yöneticilerle hesaplaşılmıyor? Yine gereksiz harcama, lüks tüketim, aşırı israf, anlamsız dış seyahatler, itibar ve tasarruf olarak tanımlanırken, ihmalden, dikkatsizlikten, duyarsızlıktan kaynaklanan afetler niçin kadere bağlanıyor? 

Tarımda tarih yazıyormuşuz! Çok iyi de, de’si şu; Hal böyle ise ürününü satamayan çiftçi tarlasını niçin satıyor?

Afetlerden enflasyona, yaşatılanlardan yaşatılacak olanlara toplumsal ve kişisel o kadar çok sorunumuz var ki hangi birinden söz edelim? Ülkemiz yılda 20 milyon ton buğday, 80 milyon ton çimento, yılda 55 milyon ton sebze meyve üretiyor. Buna karşılık sadece İstanbul’da yılda 60 milyon ton hafriyat çıkıyor. Yani moloz sebze ve meyveden daha çok. (Kaynak; Y. Özdil) bu şu demek değil midir? Ülke olarak ve yönetimin tercihi, doğrultusunda tarlalara, bağlara, bahçelere, zeytinliklere, yeşil alanlara, tarıma elverişli sulak arazilere tohum yerine beton ekiyoruz. Oysa ülkeyi yönetmek ihtiyaçlar çerçevesinde önce tanıyı koymak, sonra doğru tedaviyi belirlemek, daha sonra ihtiyaçların ve doğru tercihlerin arkasından gitmek değil midir?

Gelelim bizim mahalleye…

Bir süre önce Afganistan’daki Taliban rejimine özenen bir profesör şöyle buyurmuştu; “Kadınları eve kapatırsanız, hiç sorun kalmaz, cinayette işlenmez!” Bu söz üzerine bir kayıt da biz düşelim. Ülkenin yarısını oluşturan, tamamını doğuran kadınları eve kapatırsanız ne mi olur? Örneklerle açıklamaya çalışalım;

Kadınları üretime katan ABD dünya lideri oldu. Çin ekonomide mucizeler yaratıyor. Kadınların önündeki bariyerleri kaldıran Güney Kore bolluk bereket içinde yaşıyor. Kadınları şirketlerin başına getiren Norveç dünyanın refah içindeki ülkelerinin başında geliyor. Bunların tersini yapan, sokağı, araba kullanmayı, seyahat etmeyi yasaklayan Afganistan aç, sefil, perişan yaşıyor…

Önemli not: Dünyada tarım sektöründe çalışan her 4 kişiden biri kadın. Yani tarımın da görünmeyen kahramanlarıyız. Bizde tarım sektöründe 2 milyon yakın kadın bulunuyor. Her geçen gün bu oran artıyor, özetle üretimin yarısı kadınların elinde. 

Tam da burada günümüze dönelim, kaos ve çatışmanın hakim olduğu Ortadoğu’ya bakalım. Taliban yönetiminin hakim olduğu ve kadını yok sayan Afganistan’a bakalım. Okula gidemeyen kız çocuklarına, erkeğin izni olmadan sokağa çıkamayan kadınlara bakalım. Bunlar gibi ve bunlar kadar pek çok örneğe bakarak, bir kez daha büyük Atatürk’ün o zorlu koşullarda attığı adımların öneminin, değerinin, vazgeçilmezliğinin altını çizelim…

Kısaca; Ben varımla başlayıp iyi ki varıma dönüşen yaşam mücadelemizde bedenlerimizin bedel ödediğini unutmayalım, yaşamın dişlilerinden dişlerimizle söküp aldıklarımızın değerini bilelim, çevremize bakarak, dersler çıkararak kazanımlarımıza özenle ve özellikle sahip çıkalım…

Sözün özü; Hele de hayallerimizle ve hayatlarımızla oynayanları hiç unutmayalım… 

 

-Gündem - 00:01 A A
BENZER HABERLER