Umur Talu: Bir durayım hele!
Umur Talu
umurtalu479@gmail.com
Bir önceki yazıyı yazmayacaktım, bir 25-50 yılın içinde gezmeyecektim, “şahsi” oynamayacaktım!.. Ama hepsini yaptım!
Bu yazı, o yazının, lisemdeki ve sonrasındaki bir pazar gününün, mutlu ama içine hüzün ve üzüntü de karışmış bir gün ve akşamın, esasında 50 hatta daha fazlı yılın hızlı ve yoğun muhasebesinin neticesi. Tamamen “şahsi” ama nihayetindeki kararım “şahsi” olmadığı için şimdi parmaklarım klavyede böyle geziniyor.
Şunu söylemeliyim: Liseden mezuniyetin 50’nci yılı hayatımın da en güzel günlerinden biriydi aslında. Çünkü sevdiğim insanlar yanı başımdaydı. Sevmenin ne olduğunu bir daha idrak edebilmek için ne iyi fırsat işte!

Fakat içine hüzün de karıştı. Bazılarımız sahneye birkaç defa, hatta üç dört kez çıkıyor, kendisinin mezuniyet plaketi dışında, artık hayatta olmayanların adına da onun plaketini alıyordu. Adına, hatırasına, ruhuna… Tamam kimileri de orada olmadığı için “vekil” tayin etmişti ama “rahmetli” anonsu o kadar sık duyuluyordu ki.
Kimi 30’unu, kimi 40’ını, kimi 50’sini, kimi 60’ını görememiş “eski ama hafızanda yaşayan arkadaşlar”dı onlar. Çocukluğunun ve gençliğinin yoldaşları. O zaman şunu da anlıyorsun: Onların olduğu ve artık olmadığı onca yılda, sen olmuşsun, bir dolu şey olmuş, kayıp sevdiklerin, sonradan hayatında olup sevdiklerin, sevdiğin olmuş. Aynı zamanda “şahsi” bir tarih değil; bir ülkenin ve hatta dünyanın tarihine tanık olmuş, sık sık eşlik etmiş, zaman zaman müdahaleye uğraşmışsın. Derken, işte bir gün, sadece gurur duyduklarını değil, sadece onurla yaşadıklarını ve yaptıklarını değil, sadece mutlulukları değil; acılar kadar bizzat kendi hatalarını, yanlışlarını da yüreğine ve aklına taşıyor yılların, yolların dökümü.
Kırdıkların, üzdüklerin, koptukların, tabii artık çok geç kimi pişmanlık da bir anda sökün ediyor. Sonra elbette hayatın o ölüm yüzü. Bedeninde ne olup bittiğinin ve nasıl biteceğinin bilinmezliğiyle.
1 Haziran şahane başlayıp sürüp bu muhasebe ve muhakeme zorunluluğuyla bitti: Kayıplarımızı unutmayacağım, tamam. Ama yaşadıkları halde çok sevip kaybettiklerimi de kazanabilmek istiyorum. Kimi, işte kırdıklarım, üzdüklerim. Kimi hâlâ kırabildiklerim.
Bir şey daha: En azından 17 yaşımdan beri, lise, üniversite gençliği, eylemler, sendika, Anadolu, belediyeler, gazeteciliğin her kademesi, yöneticilikten köşe yazarlığına; gazeteci örgütü, üniversite dersleri, konferanslar, makaleler, kitaplar… belki en mükemmelleri olmasa da hayata ve ülkenin hallerine “müdahale ve mücadele”yle geçmiş. Vicdan bilgiye, bilgi anlatmaya, anlatmak mücadeleye susayıp durmuş. Elbette ne aklım ne kalbim bundan vazgeçebilir. Ama hayatı ve hayatımı zehretmek isteyenlerle, tehdit edenlerle de mücadeleye kararlıyım. Bazen kendi adıma, bazen sevdiklerim, bazen hiç tanımadıklarım için de.
Şimdi, izninizle bir durmak istiyorum. Ne kadar sürer, bilmiyorum. Bu sürede tamir etmek istediğim çok şey var. Kimi sevdiğimin kalbinden, belki bedenimdeki kimi sinyale kadar. Aklımı da kalbimi de elbette. Neyi eksikse hepsinin, neyi aksaksa! Ne kadar yapabilirsem, ama bu onarımları çok isteyerek.
Bu sürenin durmayıp akacak kısmı kitaplar olacak yine. Biri, “Edebi ve Edepsiz Beyoğlu” okuruyla da semtiyle de sımsıcak buluştu. Bu da mutluluk. Bir diğeri, çok sevdiğim bir “yol”daşla ortak yazdığımız kitap ise sanırım 10 güne kadar baskıdan çıkmış olacak. Güzel oldu, içimize sindi. Umarım yolu da bir “devrim umudu” gibi açık olur. Bu kitapları başkaları izleyecek.
Bir zamanlar, “okuyacak o kadar çok ve iyi kitap var ki, ben ne ekleyebilirim” dediğim günler, haftada beş, altı makale yazdığım zamanlardı. Artık öyle düşünmüyorum. Farklı konuları yol üstünde öğrenerek anlatabilmek, farklı alanlarda dolaşabilmek, denemek, üretmek, paylaşmak da hayat sevincim olabildi. Belki de son virajların “bir şahsi devrimi” daha böyle bir şey.
Şimdi, sizlerden, T24 çalışanları ve okurlarından, yazdıklarımı nerede olursam olayım bulup okuyanlardan, hayatlarını, duygularını, öfkelerini, düşüncelerini ve benimkileri paylaşanlardan özür dileyerek “bir duruyorum.” Karar “şahsi” ama neticesi biraz da “sosyal” tabii. O yüzden, sebebi olan ruh halimi ve zihnimi bilmenizi istedim. Umarım sıkmadan.
Bir bakacağım, bakınacağım, silkineceğim işte! Müsaadenizle.
Hepimiz için hep daha iyi günler umuduyla, arzusuyla, inadıyla da.
***
-
Han Ayvaz Adıgüzel: İkramlar reddedilmez…
-
ABD’nin İran limanlarına yönelik ablukası başladı
-
Starmer: ABD’nin Hürmüz Boğazı ablukasını desteklemiyoruz, kapatmaya değil, açmaya çalışıyoruz
-
İran ayrıntıları paylaştı: ABD’nin Hürmüz Boğazı’nı birlikte yönetme teklifini reddettik
-
İmamoğlu davası Strazburg’da: AİHM, Türk hükümetinden açıklama istedi
-
Anket: Almanya Şansölyesi Merz, dünyanın ‘en sevilmeyen’ hükümet başkanı
