Vahşi ve Güzellik Kavramı
Han Ayvaz Adıgüzel
hanayvazadiguzel@gmail.com
Bir vahşi her zaman güzellik kavramına yabancıdır. Güzellik ancak ruh işidir ve bir ruh ancak talim halinde faal olur. Faal olan onurlandırır. O halde şarkı veya türkü söyle sesini onurlandır. Şiir yaz veya resim yap!
Talim birliği tamamalar. Birlik tamamlanınca tabiat sırlarını ruha açar. Eğitilmemiş ruh yüzünden tabiat karanlıkta kalır. Tasavvur mahkûm bir alemdir o talim bekliyor. Talim et onu onurlandır. Mukavemet direniş demektir, mukavim insan ruhunu ebedi kılar. Buna “ruhta ebedilik şuuru” denir.
Böyle bir şey olur mu? Olur! Yalnız bedenin büyüyüp yetişmesi bir düşkünlüktür. Direnişi olmayan insan ham bir gerçekliktir, o, talimden uzak kalmıştır.
Direniş ehli daha işin başından bir iç güzellik kazanır. Ayrıca zarif bir kişilik ve zarafet! Onun ruhu büyüktür. Büyük olan her şeyde iyiliğin bütün özellikleri vardır.
İnsanı sorular tazeler ama hazır cevaplar zincire vurur. Anadolu hazır cevaplar yurdudur. Zahmetsiz cevaplar, hele ki dinde. Bu yüzden ben dini konuları bazen dile getiriyorum, kendisi düşünsün diye ve ekolündeki katılığı yıksın diye.
Tam bilmediğin bir konuda katı olmak ahlaksızlıktır. Hakikaten, sen dinini -mezhebini hangi ölçüde biliyorsun ki bu kadar katısın ahlaksız adam. Ahlak insanın şahsiyetine bağlı bulunmaktadır. Ahlaksız insan sadece sonuçlara uyar. O, sonuçlara nasıl gelinmiştir bunu bilmez.
Birisi kalkıp; bayım bu sonuca bu şekilde gelindi derse ona düşman olur. Neden; çünkü onun kıçı kırık bir mezhebi vardır. Uydurulmuş bir covid! Bir ekol düşünün ki, içinde cemaatler var. Gerek duymuyorum yoksa bir hamlede 19 tane covid sayarım.
Tespitler insana yeni sorular sordurur. İnsan zatı itibarı ile soru sorandır. Soru hayretten doğar. Şunu da söyleyeyim: Felsefe hayretten doğar. Peki, bizim ülkemizde neden hiçbir şeye hayret edilmiyor? Hani filozof Nietzsche demiş ya: “Ey dost anlat tazele beni veya dur anlatayım tazeleyeyim seni!” Aslında akıllı insanları sorular tazeler.
Felsefe hayretten doğar dedik ama felsefeyi de sorular canlı tutar. Görüldüğü gibi söz dönüp dolaşıp sorulara geliyor.
Ariflerin dediği şudur: Eğer bir toplumu uyandırırsan, dünyadaki yaşamın ahiretteki yaşamından iyidir. Şimdi sözün zarafetine kapılıp da; “Ya işte toplumu uyarıyoruz” iddiası herkese aittir. Eğer uyarmakta kriterin yoksa dünyada değil de ahirette yaşam sana daha bir uygundur covid adam!
Peki bir toplumu uyarmada bir kriter var mıdır? Vardır, hem de kriterler…
“Adalet, özgürlük, direniş, sulh, istiklal, hak, hukuk, saygı, tahkik!” Bunlar ayrı ayrı ders konularıdır. Biz bunların neresindeyiz? Neresindeyiz ki; “Ben toplumu uyarıyorum” diyebileyim.
Biliyor musunuz, “adalet” üzerine yazılmış tam yetkin bir araştırma kitabı yoktur. Olmadığı için herkes işini ahirete bırakıyor, “ilahi adalet” deniliyor. Ne olduğu bilinmiyor ki! Bilinen şu: Peygamberler adalet getirmedi, onlar adaleti onaylamak için geldi.
O halde kimse kalkıp adalet-adalet deyip gülünç hale düşmesin.
Adalet konusunda rahmetli Mutaharri’nin meşhur “Adl-i ilahi” kitabı incelenmeye değer. Kendisi önsözünde “Hıristiyan dünyasında da adaletle ilgili yazılmış köklü bir kitap bulamadım” diyor.
-
İran Dışişleri: Güney sahillerine saldırı mutabakatın ihlali
-
Evrensel muhabiri Doğa Baskan tahliye edildi
-
ABD, bir yük gemisine saldırının ardından İran’ı vurdu
-
Türk sinemasının usta ismi Kadir İnanır hayatını kaybetti
-
Rutte’nin İran saldırılarına üs desteği sözleri Tahran’ı kızdırdı, Roma iddiaları yalanladı
-
Reuters: Trump KAAN için 700 milyon dolarlık motor satışını Kongre’ye bildirdi
