Mesleğimizin seyir defterindeki ilk edebî polemik: “Mebhûsetün Ânhâ”

-Genel - 26 Nisan 2025 16:14 A A

Hakan Akpınar

hakanakpinar227@gmail.com

Osmanlı-Türk basın tarihindeki yolculuğumuza devam ediyoruz. Sayfalarını kronolojik olarak çevirdiğimiz mesleğimizin seyir defteri, basınımızdaki ilk dil ve edebiyat tartışmaları ile çeşitli kalem kavgalarını da kayda geçirmiştir.

Önceki yazımızı hatırlarsak… Tasvir-i Efkâr ile Ruznâme gazeteleri arasında yaşanan sert tekzip polemiği, taraflar arasındaki tansiyonu hayli yükseltmişti. Genç matbuatımız, uzunca bir süre bu konuyla meşgul olmuştu.

Biri yolsuzluk diğeri ise Tersane’ye bağlı vapur idaresi ile ilgili şikâyetleri içeren iki ayrı haber, iki ayrı gazetede yayınlanmıştı. Ne tuhaftır ki, bahse konu iddiaların odağındaki Rum Mültezim Manok Efendi ile vapur idaresinin yetkilileri, hazırladıkları tekzip metinlerini Tasvir-i Efkâr’a göndermek yerine, Ruznâme’de yayınlatmışlardı.

Kamuoyu, kasıtlı olarak “yanlış adres”te yayınlanan bu tekzip metinleri üzerinden yürütülen polemikte, Tasvir-i Efkâr lehine tutum almış görünüyordu. Bu tartışmalar sırasında Şinâsi’nin gazetesinin 24 bine tırmanan tirajı, bunu ispatlar nitelikteydi.

Neticede, Churchill’in Ruznâme’si, yolsuzluk iddialarını ve halkın şikâyetlerini kendi sayfalarında yayınladığı tekziplerle karartmaya çalışan bir gazete konumuna düşmüştü. Dolayısıyla, bu haberlerde konu edilen yolsuzluk ve şikâyetlerin üzerine de yeterince gidilememişti. Zaten yakında çıkacak olan yeni bir polemik, bu konuyu kısa zamanda unutturacaktı.

Said Bey’in Aralık ayının başında (1864) kaleme aldığı başka bir yazı, hakikaten polemiğin konusunun ve seyrinin kökten değişmesine yol açtı. Tartışma, bir anda dil ve edebiyat meselesine dönüştü… Böylece Osmanlı-Türk basınında yeni bir ilk daha yaşanacak; Şinâsi ve Said Bey arasında (Edebiyat tarihçilerimizin “Mesele-i Mebhûsetün Anhâ” olarak andıkları) bir dil ve edebiyat polemiği patlak verecekti. Peki, nedir bu Mebhûsetün Anhâ? Bu polemiğe kısaca değinirsek, bu soru da cevabını bulacaktır.

Said Bey bir yazısında, “Mebhûsetün Ânha” (Bahsi geçen, sözü edilen), “Tercüme-i salifetüz-zikr” (Daha evvel söz konusu olan) ve “Tûl u diraz,” (Uzun ve uzunluk) gibi bazı Osmanlıca deyimlere yer verir.

Şinâsi, dil konusunda hassas ve bir o kadar da bilgili bir gazetecidir. Bu deyimlerin yanlış kullanıldığını, Osmanlı Türkçesi’nde Said Bey’in yazdığı türde tamlamalar olmadığını öne sürer. Şinâsi, Tasvir-i Efkâr’daki başyazısında, söz konusu deyimlerin doğrusunu şöyle yazar: “Mebhus-ı anhâ”, “Salifüz zikr”, “Dur u diraz”…

Şinâsi, bununla kalmaz; Said Bey’in bunları uydurduğunu öne sürererek, O’nu “hadsizlikle” suçlar. Şinâsi’ye göre Said Bey, başkalarını taklit etme hevesi gütmektedir.

Bu sözler, Said Bey’i öfkelendirir ve Ruznâme’de yine imzasız bir yazı ile Tasvir-i Efkâr’a cevap verir. Kendisinin “Yalancılıkla suçlandığını” yazarak, gazetesinin haklarını korumak için mücadele edeceğini bildirir.

Bu yeni polemik, karşılıklı yazı ve atışmalarla Aralık ayının sonuna kadar devam eder. Bu uzun soluklu tartışmaya dışarıdan başka yazarlar da dâhil olur ve “Mesele-i Mebhûsetün Anhâ” polemiğinde Şinâsi’ye hak verirler. İstanbul’da Arapça yayınlanan El-Ceva’ib gazetesinin sahibi ve Arap Edebiyatı’nın önemli bir kalemi olan Ahmed Faris Efendi de Şinâsi’nin doğruları yazdığını söyleyince, Said Bey mecburen geri çekilir; tartışmanın ateşi de yavaşça söner…

Osmanlı-Türk basın tarihindeki ilk edebiyat ve dil polemiği olarak anılan bu tartışma, Şinâsi’nin zaferiyle sona ermiştir. Said Bey ise sadece dil alanındaki eksik bilgisiyle değil, şahsiyetine hâkim olan kibriyle de bu tartışmanın mağlûbu olmuştur.

Basın tarihimizdeki ilk edebiyat ve dil tartışması, Türk Edebiyatı’nın önde gelen şahsiyetlerinden biri olan Ahmet Hamdi Tanpınar’ın da dikkatini çekmiştir. Tanpınar, “19. Asır Türk Edebiyatı Tarihi” adlı önemli eserinde söz konusu  tartışmayı şu sözlerle değerlendirir:

“Bu mücadele gazetede, halkın gözü önünde olur ve aşağı yukarı galibi halk tayin eder. Bu demektir ki, o zamana kadar muayyen ve kapalı bir zümrenin imtiyazı olan fikir ve edebiyat, umumun (Halkın) malı olmuştur.”

Gelelim Said Bey’e… Bu polemikte kesin olarak yenilmesine rağmen Bâb-ı Âli Hükümeti tarafından terfi ettirilerek ödüllendirilmiş ve bir bakıma siyaseten galip ilan edilmiştir. Ne de olsa bir “Hayalet Yazar” olarak, bağımsız gazeteciliğe karşı Bâb-ı Âli Hükümeti’nin tetikçiliğini yapmıştır.

Sonraki yazımızda, Said Bey’in devletteki önlenemez yükselişini ve Sultan II. Abdülhamid ile olan yakın siyasî ilişkisini ele alacağız.

 

-Genel - 16:14 A A
BENZER HABERLER