Han Ayvaz Adıgüzel: Gönül Sahası ve Güneş…

Toplum - 28 Temmuz 2026 00:01 A A

Han Ayvaz Adıgüzel

hanayvazadiguzel@gmail.com

YAZI ARŞİVİ

Düştüğü sevdaya göre onun adına gönül demişler. Bazen insan hangi sevdaya düştüğünü bilemez, bazen de sevdasız dolaşır. Bir zamanlar gönül sahasında güneşimiz vardı der ve hüzünlenir.

İnsanın bazen hüznü de sevinci de gereksiz olur; çünkü o kişinin manevi heyecanını çalmışlar.

Onurlu bir ülkenin doksanına varmış liderine; “kendinizi bir cümleyle anlatır mısınız” denince, siması ciddi bir hal almış ve şöyle demiş: “Ben bir devrimciyim!” Gençlere yaraşan bu cümleyi bir yaşlı insanın dilinden duymak, insanda hayret uyandırmaz mı?

Hakikaten bu büyük bir sorudur: Kendinizi tek cümleyle nasıl tanımlarsınız? Dinin insanın kendisini tanımlamada baskın bir yanı vardır. Tanım kişinin fıtratının keşfidir.

Dinin aklın üzerindeki egemenliği bir yıkımdır. Buna insanlığın zayidir dersek yeridir. Dinin egemenliği derken, kutsal metinlerin büyüleyici gücünü ayrı tutuyorum.

İnsanların din dediği, referans aldığı kişilerin görüşüdür. Görüldüğü gibi ortada din değil, görüşler söz konusu. O halde bu görüşlere din değip nasıl aklının önüne geçirebilirsin? Böyle bir din, aklına hâkim olursa seni ahmak ve mahkûm bırakır. Sen hakikatler adına boş bir yaşamı benimsersin.

Batı dünyasında aydınlanma denilen şey dinin akıl üzerindeki egemenliğinin ilgasıdır. Batı bunu başardı. Acaba şimdi batı dinsiz midir? Hayır! Batı insanı dindardır. Batı devletlerine bakıp oranın halkını değerlendiremezsin. Halk, dindar, merhametli ve temizdir.

Son kanlı olaylarda (Gazze) batı insanı ayağa kalktı. Devlet yüzlerce profesörü, binlerce öğrenciyi okullardan attı. Bu insanlar iş yerlerinden atıldılar, tutuklandılar. Yine de yılmadılar. İşte dindarlık budur. Burada aklın hükmü icraattadır. Dinin istediği de budur zaten.

Fikir boşluğunu dinle doldurulduğunda fikir de zayi olur din de. Milli ve çağdaş düşüncelere dini referanslar entegre edilemez.

Kavramların başkaları tarafından verilmesi grupları rahatlatır; çünkü onlar kavram üretemeyen lümpen kesimdir. Cemaatlerin sakinliği bundandır. Yüzeysel aklı derin kavramlara çekmek lazım. Derin kavramlar gelişmezse, yazdığımız gibi, istismarcı kesim bu boşluğu referans diniyle doldururlar.

Avrupa’yı derin kavramlara filozof Niçe çekmiştir. Derin kavramları olmayan fikirlerde aldatıcı fikir kümeleri oluşur. Kavram eksikliği olduğundan ister mahalli olsun ister evrensel; oluşan sıkıntılara projeksiyon tutamazsın.

Mesela: Milliyetçilik! Eğer bu fikir derin kavramlarla sunulmazsa, onun yüzeysel türevleri oluşur. Aslı değil, yüzeysel türevi!

Kavramlar yeni anlamlar getirir, fikir üretimi denilen şeydir bu. İlkeler de derin kavramlarla oluşur. Bundan vazgeçmek bir yenilgi mantığıdır. İlkeler derinleşmeyince değer kaybeder. Anlamlar başlı başına bir meseledir, çöküş de diriliş de bununla ilgilidir.

Dini olsun milli olsun, derin kavramlardan yoksun her hareket alelade bir hal alır. Dünya dinler tarihinden bir örnek vermek istiyorum:

İslam dininin ilk zamanların da kıblesi Kudüs’tü, insanlar oraya yöneliyordu. Yahudiler de aynı yöne doğru yöneliyordu. Sonraları Müslümanları alaya aldılar. Bir kıbleniz bile yok, bizim kıbleye dönüyorsunuz diye.

Dedikodular Kudüs’ü perestiş kaybına bir anlam kaybına uğrattı. Sonradan gelen bir ayetle Hz. Muhammet(saa) namazın içinde yüzünü Mekke’ye çevirdi. Yönelişin anlamının kutsiyetini korudu.

Yüzeysel olan fikirlerde semboller ve simgeler var ama kavram yok ve git gide simgeler de yok olur, onu işaretlere çevirirler.

Acaba işaret ile simge arasında ne fark var? İşaret sadece dikkat çeker, uyarır. Simgeler öyle değil, o bir çağrıdır, ümitleri canlandırır, katılımı sağlar. Sevgiyi beslediği gibi öfkeyi de besler.

 

Toplum - 00:01 A A
BENZER HABERLER