Neşe Doster: Sonuç mu? Ortada…

𝔾ö𝕫ü 𝕥𝕠𝕜, 𝕕𝕚𝕝𝕚 𝕪𝕦𝕞𝕦ş𝕒𝕜, 𝕜𝕚𝕓𝕚𝕣𝕕𝕖𝕟 𝕦𝕫𝕒𝕜, 𝕙𝕒𝕕 𝕓𝕚𝕝𝕕𝕚𝕣𝕞𝕖𝕪𝕖𝕟, 𝕒𝕪𝕒𝕣 ç𝕖𝕜𝕞𝕖𝕪𝕖𝕟, 𝕕𝕖𝕣𝕥𝕝𝕖𝕣𝕚 𝕕𝕖𝕣𝕥 𝕖𝕕𝕚𝕟𝕖𝕟, 𝕜𝕒𝕓𝕒-𝕤𝕖𝕣𝕥- 𝕤𝕠ğ𝕦𝕜 𝕕𝕒𝕧𝕣𝕒𝕟ış𝕝𝕒𝕣𝕕𝕒𝕟 𝕒𝕣ı𝕟𝕞ış, ö𝕫𝕧𝕖𝕣𝕚𝕝𝕚, 𝕚ç𝕥𝕖𝕟, 𝕕𝕚𝕟𝕒𝕞𝕚𝕜, 𝕙𝕖𝕪𝕖𝕔𝕒𝕟𝕝ı 𝕪ö𝕟𝕖𝕥𝕚𝕔𝕚𝕝𝕖𝕣𝕖 𝕕𝕦𝕪𝕦𝕝𝕒𝕟 ö𝕫𝕝𝕖𝕞𝕚 𝕕üşü𝕟𝕕ü𝕞…
-Toplum - 13 Ağustos 2026 00:01 A A

Neşe Doster

nesedoster@yahoo.com

YAZI ARŞİVİ

Son sözümü baştan söyleyeyim. Herkesin kendine güvenli alan ve gelecek aradığı, insan olmanın, insan kalmanın giderek zorlaştığı  günümüzde; Liste uzun, sabır şart, insanlık baki, vefa sonsuz, ilgililer ilgisiz olduğu için yaşanan kaygıların altını bir kez daha çizmek adına bu yazımla bir taş atıp birkaç kuş vuracağım!

Bir zamanlar umutlarımız vardı, bitip tükenmez hayallerimiz vardı, ağzımızın tadı vardı, ülkede aydınlık ve ışık vardı, her kademede yöneticilerin yönetici, yasa ve kuralların geçerli olduğu bir ülke vardı, şimdilerde bizim kuşağı geçtik, gençler bile nefes almakta zorlanıyor…

Taşra kentinde doğup büyüyen biri olarak şunu açık ve net olarak diyebilirim ki; Yüreklerimiz küçük, hülyalarımız büyükken, azla yetinmeyi, dayanışmayı öğreten, ayaklarımızı sağlam basmamıza zemin hazırlayan, bize düşünmeyi, araştırmayı, sormayı, sorgulamayı öğreten öğretmenlerimiz vardı. Bugün ise mavileri griye döndüren, sıkkın olan canları daha da sıkan koşullarda, savrulmakla kavrulmak arasında gidip gelen bir kuşak var…

Bir zamanlar mahalle bekçisinden mahalle muhtarına, mahalle bakkalından mahallenin delikanlılarına, mahalle kahvesinden mahalle manavına kadar içten, anlayışlı, yardım sever, dost, cömert, özverili, hayatımızı kolaylaştıran ve yaşamımızda önemli yer tutan, unutmadığımız, unutamadığımız mahalle kültürü vardı. Şimdi yerinde yeller esen…

Tam da burada gerçeklerle yüzleşme zamanı: Kars’tan İstanbul’a 1983 yılında taşındık. O gün bugün alışveriş yaptığım marketin et reyonundaki kasap anlattı ve yazar mısınız dedi, söz verdim yazıyorum. “Bu market açıldığı günden beri buradayım. İlk kez et alırken düşünen, vaz geçen, bakıp başını çeviren, telefonla sorup cayan müşterilerim oluyor. Geçenlerde bir kadın geldi 100 gram kıyma istedi. Ben de makineye yapışır size bir şey kalmaz gibi bir laf ettim, o da sadece tat versin kafi dedi. İnanın o kadar içim acıdı ki yarım kilo kıyma hazırladım, üzerine 100 gram yazdım, alıp gitti. Yine birkaç gün önce gelen orta yaşın üstünde bir kadın yere bakarak size bir şey soracağım dedi. Buyurun dedim; “6 köfte yapmam için ne kadar kıyma almam gerekir?” dedi. Ben de köftesine göre değişir deyip, yöneticilerimden fırça yemeği göze alıp yine yarım kilo hazırladım. O 6 köftelik sanıp mutlu oldu, ben onu mutlu ettiğim için rahatladım. Ancak bu daha ne kadar devam eder, onu bilmiyor ve önümü göremiyorum.”

Elektrik ve elektronik ağırlıklı Anadolu lisesi mezunu, Gelişim Üniversitesi Uçak Teknolojisi Bölümü mezunu, satış ve pazarlama, sağlık ve ilk yardım başta olmak üzere pek çok sertifakaya sahip olan 30 yaşındaki B.İ anlatıyor; “Siz hiç çaresiz kaldınız mı, bu duyguyu yaşadınız mı, şu anda ev genciyim, iş yok, çaldığım tüm kapılar sizi ararız dediler ses çıkmadı. Yıllarca okumak, aileme yüksek bedeller ödetmek ne işe yaradı? Sokağa çıkmak, bir kafede oturmak bile para isterken ben niye bu yaşta ailemden harçlık istemek zorunda kalayım? Hayallerime, umutlarıma, emeğime, yıllarıma yazık değil mi? Bana bir yol gösterin onu yapayım!” Onun sesi titredi, ben gözyaşlarımı sakladım…

Oturduğum apartmana girerken elinde kocaman paketler taşıyan bir gençle asansöre bindik, dayanamayıp sordum; “Eğitiminiz nedir?” “İnşaat mühendisiyim, iş bulamadım kargo taşıyorum.” O yere baktı, ben gözlerimi kaçırdım…

Bunlar bana anlatılanlar ve tanıklıklarım, kim bilir daha neler var…

Bunları duyunca; Kendi gençlik ve öğrencilik yıllarıma dönüp, yüzümüzdeki mutlu bakışları, derin hayal dünyamızı hatırladım. Gencecik yaşlarına rağmen çileli bağırlarının barınağında çok şey biriktiren, hayatın gerçekleriyle çok acımasaz yüzleşen genç kuşağı düşündüm…

Bu çarpıcı örnekleri duyunca; Yetinmedim siyasilerin süzgeçten geçirmeden dolaşıma soktukları, tehdit eden, şiddet içeren, bezdiren, bıktıran, sindiren, korkutan, moral bozan açıklamalarını, tansiyon yükselten, nabız hızlandıran, ateş gibi yanan ve hararet yapan ülke gündemini düşündüm…

Sorunlar diz boyu, yetkililer suspusken, ortalık karanlık ve karmaşıkken, umut Kaf Dağı’nın ardında iken, göçlerin katar katar, hayallerin yerle bir olduğu gençlerin iç dünyasını düşündüm…

Önemli not: Gözü tok, dili yumuşak, kibirden uzak, had bildirmeyen, ayar çekmeyen, dertleri dert edinen, kaba-sert- soğuk davranışlardan arınmış, özverili, içten, dinamik, heyecanlı yöneticilere duyulan özlemi düşündüm…

İç çekme notu: Evimize yakın kafede çalışan garson çevre mühendisi olduğunu söyledi. Bir günde bu üç iç acıtan acı gerçek ve ülke fotoğrafıyla, yazımın başında anlatmaya çalıştığım altın değerindeki anılar arasında dolaşırken aklıma geldi, yayın yönetmenlerime; “Bu göz açan, iç acıtan, düşündüren, ah çektiren, dokunaklı örnekleri kayıt altına almak isterim!” dedim. Yaz dediler, yazdım. Oldu mu? Tanık sizin…

 

-Toplum - 00:01 A A
BENZER HABERLER