Han Ayvaz Adıgüzel: İstidat ve kabiliyet aynı şey mi?
Han Ayvaz Adıgüzel
hanayvazadiguzel@gmail.com
Yaratıcı yetenek nedir, neden insanlığın ilgisini asırlar boyu çekmiştir? Bu mesele istidat ve kabiliyetle ilgilidir.
İstidat ve kabiliyet! Bu ikisi aynı şeyler değildir. Peygamberden önce ve kendi zamanında Araplarda “Ensap” diye bir ilim vardı. Soy-sop ilmi. Yani şecere! Atatürk bu ilime ilgilenmiş, Türklere “kıvrıl sivril” tip demiştir. Gazi paşa milletin hangi yapı üzere olduğunu bilmek istiyordu.
Şimdi başa dönelim, bizim halkımızda olan nedir, istidat mı, kabiliyet mi?
İstidat kişinin kuruluşundaki cevherdir. Yani potansiyeli! Kabiliyet öğrenme becerisidir. Şimdi bizde olan hangisi? Benim gözlemim şudur: Bizde olan istidattır! Türk milletinin kabiliyeti yoktur istidadı vardır.
Büyük Fuzuli’nin bu konu ile ilgili bir bendi vardır.
“Bende Mecnun’dan füzun aşıklık istidadı var/aşık’ı sadık menem, Mecnunun ancak adı var!”
Günümüzde istidadın adına yaratıcılık diyorlar. Aslında istidada yazık oldu, vakarlı kelime idi. Yaratıcılığın değeri yeni bir şey ortaya koymaktan çok samimiyettir. Samimi insanın yarattığı her şey kalıcı olur.
Nedense samimi insanlar biraz gamlı olur, oysa onlarda saklanmış çok büyük coşku vardır. Onu ortaya çıkarmak lazım. Coşku uyanışın bir belirtisidir. İnsanın içindeki yüce arzular ruhu aydınlatır. Büyük filozof şair vahapzade’nin uyarısı şudur.
“Sen yüzünü güldürmezsen, gülmem ki yüze Allah!”
Kabiliyet öğrenme ile ilgilidir. Nedense öğrenemiyoruz, her şeye sıfır çekiyoruz. Bazı üniversitelerimiz iyi bir lise seviyesine bile denk değil, bu istatistik sunucudur. Bu istatistik sonucunda Ardahan’ın da adı var.
Bir Ardahan türküsünü yazmadan edemedim.
“Ey vah dümme, dümme, nazlı yar dümme!”
Kardeşim bu iş dümmeye benzemez. Öğrenme kabiliyetin var mı yok mu sen onu söyle! Yok işte! Tahlilci öğretmenlerle bu konuyu konuşmuşum. Bahsim hep bu konular üzerine idi. Öğrenme kabiliyetimiz bir facia!
Peki, matematik biliyor muyuz? M’sini bile bilmiyoruz. Cemaatlerde, Kur’an kurslarında neden çirkef işler var; çünkü oralarda matematik yok.
Peki çare nedir? Çare, insanımızdaki istidadı kinetiğe dönüştürmektir. Potansiyel kinetiğe nasıl çevrilir. Bu iş de fizikçilerin görevidir. Onları davet etmek gerek.
Anlayış bir alandır, kavrayış bir güç! İnsanlarımız hangi safın adamlarıdır? Anlayan unutur, kavrayan fikir üretir. Her fikir başlı başına bir güç odağıdır. Düşüncelerde jenerik yoksa yığılma olur.
Anlayış işbirlikçileri korkutmaz, kavrayış korkutur. Sürü ne kadar çok olursa, kasabı korkutur mu hiç. Bin fare baş çıkarsa, kediye ne gam gelir. Bu sözler Mevlana’nındır, mükemmel benzetmelerdir.
Peki, anlayıştan kavrayışa nasıl geçeceğiz? Hiçbir şey düşüncenin gücü kadar büyük değildir. Düşünce kendi gücünü genlerinden alır. Bunun yanında bazı düşüncelerin genleri yoktur, öyle ki, kavramak istediğin zaman kaybolur. Kavramak için o düşüncenin izini süreceksin. O halde düşünce güçlü ama tasvir çekici olmalı.
Düşünce alışkanlıkları sarsmalı. Eğer düşüncenin izini süreceksen yönünü öğren. Mesela, sen Kur’an’ı kendisinden değil de tefsirinden anlarsan, anlayışın kavrayışa çevrilmez. Eksik görüşler aydınlatmaktan çok karatır.
Çelişkiler düşüncenin gücüdür, ileride seni kavrayışa götürür. Kişinin maksadının genişliği de aynıdır fakat şöyle bir garabet var: Bazen kişinin maksadı geniş olur ama düşüncesi dar. Bazen de tersi olur. Kavrayış için hem maksat hem düşünce geniş olmalı.
-
Putin, 19-20 Mayıs tarihlerinde Çin’e resmi ziyaret gerçekleştirecek
-
Emekli maaşları ve Kurban Bayramı ikramiyeleri ödeme takvimi açıklandı
-
İsrail ve Lübnan arasındaki ateşkes 45 gün daha uzatıldı
-
Irak’ta yeni dönem: Ali ez-Zeydi, Sudani’den başbakanlık görevini devraldı
-
Doç. Dr. Çağlar Erbek: Köklenmiş Modernlik Manifestosu
-
CHP Genel Başkanı Özgür Özel: Bir seçim kaybedersem bir dakika daha durmam
