Hakan Akpınar: Bir “vaka-ı âdiye”dir hayatımız…

-Genel - 11 Ağustos 2025 18:02 A A

Hakan Akpınar

 hakanakpinar227@gmail.com

YAZI ARŞİVİ

Gün geçmiyor ki, şaşırmadığımız bir hadise ile karşılaşmayalım ülkemizde…
Hadise de değil aslında yaşadıklarımız… Zembereğinden boşalmış “arsız” hadiseler zinciri.
Hakikaten artık hiçbir şeye şaşırmıyoruz. Sahi! niye şaşıralım ki? Toplumun önemli bir kesimi herşeyi âdeta kanıksamış zaten.

Eskiden büyük bir şaşkınlık içinde karşıladığımız “Bu kadar da olmaz!” denilen her türlü “uç” ve “saçma” davranışı, hadiseyi, yalanı, hırsızlığı, yolsuzluğu, kötülüğü şimdilerde olağanmış gibi karşılar hâle geldik.
Ne kötü! Belki de toplum olarak çaresizliğimizdendir bu hâlimiz… Kimbilir; belki de boş vermişlikten, rahatlıktan, bencillikten, cehâletten…

Herşeyi kanıksamaya başladığımız için de artık hiçbir şeye şaşırmıyoruz. Uyuşmuş, uyuşturulmuş ve umutsuz bir çaresizliğin kapanına sıkıştırılmış gibiyiz.

Galiba zamanla bu kapana da alıştık veya alıştırıldık. Daha kötüsü, bizi bu kapandan çıkarmasını umduğumuz siyaset adamlarının tutarsızlıklarına, çelişkilerine ve zigzaglarına da alışmaya başlıyoruz. Öyle ki böyle durumlarda, “umut” bile sürmenaj oluyor.

Ülkede yaşanan hiçbir şeye şaşırmamak; toplumsal ve siyasî hayatımızdaki yozlaşmayı kanıksamak; ülkemizde olup-biten yanlışlara ses çıkaramayıp edilgenleştirilmiş bir ruh hâliyle herşeye alışmak, alıştırılmak…

Bakın; üç sözcüğün etrafında dönüyoruz: şaşırmamak, kanıksamak ve alışmak… Bu üç sözcük, daha doğru bir ifadeyle bu üç fiil, bizim “Hal-i pür melâlimiz”… Yani acınacak hâlimiz.

Osmanlı Türkçesi’nde, kullanılan bir başka deyim daha var: “Vaka-ı Âdiye”… Yani sıradan olay. Alelâde, dikkat çekmeyen mutad hadise. Olağan… Bir manâda ise hayatın olağan akışı.

Ne yazıktır ki, ülkemizde yaşanan tüm yanlışlar ve çarpıklıklar artık “vaka-ı âdiye”ye dönüştü. Çoğul haliyle söylersek; “vukuat-ı âdiye”… Zira yaşadıklarımız bir değil, bin değil.

Eğer bir toplumda çürüme, yozlaşma, moral ve etik değerlerin dibe vurması olağan hâle geliyorsa hiç şüphe yoktur ki tuz da kokmuştur. Tuzun kokmasının dahi neredeyse vaka-ı âdiye olarak algılandığı bir ülkenin sonunda dibe vurması kaçınılmazdır.

Sahte diploma rezaleti, işte “vaka-ı âdiye”lerden sadece biridir. Yüzlerce değil, binlerce sahte diplomadan söz ediliyor. Bu konu bile şaşırtmadı bizi… Liyakatsiz, beceriksiz, kendini ifade etmekten yoksun kişilerin temsil ettikleri o ünvanları, mevkileri, meslekleri onlara yakıştıramıyorduk esasen. O yüzden şaşırmadık.

Sıradanlaşan, olağanlaşan o kadar çok mesele var ki… Hangisini anlatalım? Toplum olarak zaman içinde yoksulluğa, yasaklara alışmadık mı? Hukukun siyasallaştığı, “Türk Demokrasisi”nin büyük ölçüde zemin kaybettiği bu siyasal iklime alışarak uyum sağlamadık mı?

Gazeteciler olarak sansür baskısına, bunun sonucunda oto-sansüre alışmadık mı? Ekranların karartılmasına, meslektaşlarımızın kaleme aldıkları haber ve yazıları yüzünden hapse atılmasına şaşırıyor muyuz? Hayır!
Cumhuriyetimizin kurucusu olan Gâzi Mustafa Kemâl Atatürk’e yapılan en aşağılık hakaretlerin sıradanlaşmasını ve cezasız kalmasını zamanla kanıksamadık mı?

Birgün bu ülkede, “Pandora’nın Kutusu” açılsa, ortaya çıkacak olan günyüzü görmemiş kötülükler bile olağan karşılanacak sanki…

Neden? Çünkü alıştık; şerbetliyiz artık… Oysa alışmamalıyız. İnsan alıştıkça durağanlaşıyor, alıştıkça kanıksıyor. Statüko, biraz da alıştırıp kanıksatarak güç buluyor, kalıcı olmaya çalışıyor.

Neyse, biz yine de enseyi karatmayalım. Güzel günler ufuktadır elbet…

-Genel - 18:02 A A
BENZER HABERLER