Hakan Akpınar: CHP’nin “zigzag”ları…

-Genel - 16 Ağustos 2025 00:01 A A

Hakan Akpınar

 hakanakpinar227@gmail.com

YAZI ARŞİVİ

Yakın siyasî tarihimizin yadsınamaz realitesidir. Atatürk’ten sonra CHP, devrimci ve millî vasfını koruyamamış; Türk Aydınlanma Devrimleri’ne olan sadakatini yeterince devam ettirememiş bir partidir. Daha üzücü olan, her devirde umut olmuş; ama on yıllardır bir türlü iktidar olamamış bir siyasî fırkadır.

AKP döneminin CHP genel başkanları, tabana mesaj vermek için “Kuvay-ı Milliyeci ve Atatürkçü” olduklarını her fırsatta, sürekli ifade etmişlerdir. Ne var ki; Atatürkçülük yerine her daim “Gardrop Atatürkçülüğü” galip gelmiştir. Hâlâ da böyledir… Tabiî olarak, cumhuriyetin ilkeleri ile kazanımlarının korunmasını savunmak söz konusu olduğunda, bu görevlerini de başarıyla ve hakkıyla ifâ ettikleri pek söylenemez.

1970’li yıllarda Sosyalist Enternasyonal üyeliği ve onunla bağlı siyaset çizgisi; 1990’lı yıllarda ise SHP ile başlayan etnik siyaset anlayışı, hiç şüphe yok ki CHP’deki Atatürkçü düşünceyi arka plana atmıştır. Atatürkçü çizgi demokrat, cumhuriyetçi, laik ve modern düşünceler manzumesidir. Cumhuriyetimizin kurucusu olan büyük tarihî şahsiyetimize karşı duyulan haklı sevgi ve saygının çok ötesinde, devrimci-millî ve yurtsever fikir hareketidir. Muasır Medeniyet çizgisidir. Siyasî hayatımızdaki Gardrop Atatürkçülüğü, 12 Eylül sonrası CHP yöneticilerinin laik ve cumhuriyetçi kitlelere uzattığı politik bir havuçtur âdeta…

Her siyasî parti, bir davaya veya ideale bel bağlar. CHP ise Atatürkçü düşünce yapısı ile fikirler manzumesinin üzerinde yükselen cumhuriyetin kurucu partisi olmasına rağmen oy uğruna konjonktürel siyasî sapmalar yaşamıştır. Çok partili siyasî hayatın başlamasından sonra CHP iktidara gelmek için sadece oy peşinde koşmuş; ulvî amaçlar, büyük idealler akamete uğramıştır.

Partinin başına geçen son dönemin genel başkanları, CHP’yi hep sağa çekmişlerdir. Sağa taviz vermiş; sağcı politikalara kapı aralamışlardır. Bu süreçte, “Karşı Devrim”e karşı koyamadıkları gibi, aksine boyun eğmek zorunda kalınmıştır.

Türkiye’nin hızla koyu bir muhafazakârlığa sürüklendiği son 15-20 yılda CHP yönetiminin, demokrasinin en temel bileşenlerinden biri olan laikliğe yeterince sahip çıkabildiğini kim, ne kadar iddia edebilir?
Özellikle Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığı döneminde takip edilen pragmatik/popülist sağ siyasetle laikliğin toplumsal hayatta, çaya atılan şeker misâli erimesine göz yumulmadı mı? Buna “demokrasi adına” geçit verilmedi mi?

Kılıçdaroğlu’nun liderliği zamanında ekonomik sorunlar, laikliğin önüne geçirilerek perdelenmişti. Hatta “Altıok” bile parti amblemi olarak bir süre unutturulmuş; yerine de çınar amblemi konulmuştu. Neden? Çünkü Altıok; ilkeleri itibarıyla sağcı ve dini referans alan siyasetçiler için karşı oldukları Atatürkçü düşünceyi temsil ediyordu.
Kılıçdaroğlu, resmî olarak Altıok’u kaldırmamıştı; fakat “Tek Parti Dönemi CHP’si”nin “yanlışlarını!”da sağa şirin görünmek için eleştirmişti. Dolaylı olarak eleştirdiği Atatürk döneminin millî ve devrimci uygulamalarıydı aslında… Parti, Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığı boyunca sağcıların, daha ilerisi, kimi Siyasal İslâmcılar’ın VİP muamelesi gördüğü bir siyasî çatı hâline dönüştü.

Kılıçdaroğlu, konuşmalarında laik siyaset anlayışını bir kenara bıraktığını, sıkça kullandığı “Kul Hakkı”söylemiyle ispat etmişti zaten… Modern, laik-demokratik-hukuk devletlerinde “Kul Hakkı”nın hesabı sorulmaz. O hukukun işi değildir. O konu, inanan ile Yaradan arasındadır. Kişi o hesabı, kendi inancına ve vicdanına göre yapar. Kul hakkı üzerinden siyaset yapmak Ortadoğu toplumlarına özgüdür.

Kul hakkı üzerinden siyaset yaparsanız, toplumsal ve pozitif hukuku, yani yürürlükte olan mer’i mevzuatı yok saymış olursuruz. Suçluların cezasını mahkemelere değil, mahşere bırakır; bunun adına da “Helâlleşme” dersiniz. “Devr-i Sabık Yaratmayacağız” taahhüdünde bulunursunuz. Özgür Özel de “Kul Hakkı” sözünü birkaç kez telaffuz etti.

CHP, 12 Eylül sonrası (emanetçileri saymazsak) üç genel başkan tarafından yönetildi: Deniz Baykal, Kemal Kılıçdaroğlu ve şimdilerde Özgür Özel…

Deniz Baykal, kıdemli, hırslı ve hizipçi bir lider olarak CHP’yi “Küçük olsun, benim olsun” anlayışı yüzünden ancak yüzde 20 bandında tutabildi. Yine de kendisine yönelik tüm eleştirileri paranteze alarak, “Sezar”ın Hakkı”nı Sezar’a verelim. Baykal, 12 Eylül sonrası CHP’yi sağ siyaset zeminine ilk taşıyan lider olmakla beraber Atatürkçü düşünceyi, cumhuriyetin temel ilkelerini, laikliği, anayasal ve hukukî bir terim olarak Türk millî kimliğini (yurtaşlık kimliğimiz) sonuna kadar savundu. Etnik siyasete, Kürtçülük ideolijisine karşı durdu; parti siyasetinde yaşatılmasına izin vermedi. Birer Fetö operasyonu olan Ergenekon ve Balyoz kumpaslarına karşı güçlü bir direniş gösterdiği için özel hayatı deşifre edilerek siyaset sahnesinden silindi.

Halefi Kılıçdaroğlu, Baykal’ın sağ siyaset formülü olarak geliştirdiği “Anadolu Solu” projesinin yerine, “Tam Sağa Çark Siyaseti” diyebileceğimiz bir siyasî anlayış ikame etti. Tabi ki o da tutmadı; çünkü aslı varken, kimse bu suretine bakmaz.

Oysa CHP, şartlara göre konjonktürel siyaset yapan; yeni gelen genel başkanların kişilik özelliklerine ve düşüncelerine göre yelken açan bir parti olmamalıdır. Türkiye’nin geçim ve rejim sorunu yaşadığı bu zor yıllarda CHP yöneticileri arkalarındaki asırlık siyasî mirasa sahip çıkmalıdır. CHP, acilen bir kadro hareketi hâline dönüşmeli; devrimci-millî ilkeler bütünü ile hareket etmelidir.

Özgür Özel’in başında bulunduğu CHP yönetimi, ABD ve Batı Emperyalizmi’nin Ortadoğu’yu yeniden dizayn ettiği bu kritik dönemde, “Kürt Meselesi”nin bir etnik sorun olmaktan ziyade, Türkiye’nin bütünlüğü hilafına uluslararası bir siyasî sorun hâline dönüştürüldüğünü gözden kaçırmamalıdır. Bu ülkede etnik bir Kürt Sorunu yoktur; geçim ve değiştirilmek istenen rejim sorunu vardır. Vatandaşın sorunu vardır. CHP, laik ve demokratik cumhuriyetin sigortası olmak vasfıyla kurucu değerlere dönmeli, etnik siyasete asla prim vermemelidir.

“Değil cumhuriyetin kolonlarının kesilmesine, o kolonlara bir çivi dahi çaktırmayacağını” söyleyerek Meclis’teki komisyonda yer almak, maalesef üniter devletin risk altında olduğuna dair endişelerimizi gidermiyor, gideremiyor.

 

-Genel - 00:01 A A
BENZER HABERLER