Han Ayvaz Adıgüzel: Verimlilik mi Özgürlük mü?

-Genel - 20 Ocak 2026 00:01 A A

Han Ayvaz Adıgüzel

hanayvazadiguzel@gmail.com

YAZI ARŞİVİ

Bir ülke için toprağın verimliliği ve insanın özgürlüğü, hangisi ölçüdür? Filozof John Locke: “Zamanını ve servetini başkaları için harcayan, verimli topraklarını küçük görüp terk eden insanlar şiirle uğraşıyor” diyor. İşte sana filozof!

Şairlerin kulakları çınlasın!

Toprakların verimliliği ve üzerindeki besili insanlar. Yani bu bir ölçü mü? Besili derken kilolu oluşu kastetmiyorum. Bundan kasıt ruh sefilliği ve fikir boşluğudur.

Ben özgürlüğü seçiyorum “Bu topraklar üzerinde semiz bir domuz olacağıma, çelimsiz bir Sokrat olayım!”

Temiz insan ol, halkın için oksijen kesil! Unutma ki oksijenin tabiatında yanma istidadı vardır. O halde mum ol da yan!

Locke’ye inat şairler üzerine birkaç cümle yazmak istiyorum: 

“Haydi artık, başka tanrılara tapınmaya gidelim!” 

Ne kadar saçma bir söz ama bir o kadar da şiire uygun. Şair budur işte, sarahat söylem! 

Aforizma güzel ve özgün söz demektir. Bazı cümlelerde bir aforizma karakteri saklıdır. Gaye insani olunca, gerçek coşkular yaşanır. Doğruluk birazda ruhun bilgeliğine bağlıdır. Gecikmiş bilgelik derslerine ihtiyacımız var, arayı kapatmak lazım. Bunun için yolu gözet, sevgiliyi an!

İffet ve namus konusu tabi haklar konusudur. Sevgili de bir namus konusudur ama o, namusun kaidelerine hapis olmaz. Daha bir aşkın ve kutludur. Sevgiliyi anmak için dilin güzelliği damarlardaki kana karışmalı.

Ünlü Sovyet şairi Andrey Voznesenski’nin şu tespiti ilginç bir fark ediştir. “Gelecekteki bilgisayarlar insanın yapabileceği her şeyi yapabilecekler, sadece iki istisna vardır. Dindar olamayacaklar ve şiir yazamayacaklar!” Günümüzün yapay zekâsı bu iddianın neresinde duruyor.

Bir yazar olarak ben insanların iki asır daha dindar olmalarını istemiyorum; çünkü iki asır insan aklının daha bir gelişmesi lazım. Bu konu tartışılabilir.

Milletler büyük şairler yetiştirmeli. Çapsız ve mahalli şairleri toplum kaldıramıyor. Amerika’nı whittier diye bir şairi var, bütün şiirleri öfkeli. Diyorlar ki bu şiirler Amerika’da köleliğin kaldırılmasına sebep olmuştur. Aklıma Mustafa Yenişeker’in şiirleri geldi? Acaba Yenişeker’in şiirleri neden öfkeli.

Şiir öfke dolu olsa bile sadeliği elinden bırakmamalı. Mustafa’nın şiirlerinde bu vardır ve şiirlere ayrı bir güzellik katıyor.

Freud ekolünden psikanalizci Stekal: “Şairler ile nörologlar arasında hiçbir farkın bulunmadığına kuvvetli kanaatim var” diyor. Şairlerin böyle bir yanı var mı bilmiyorum!

Bir kişinin hakkı aynı zamanda o kişinin menfaati midir? Eğer böyle ise hakkın dinle ne alakası var; çünkü din menfaati anlamaz, daha doğrusu reddeder.

Hukuk her şeyin dengede olduğu zamanlarda oluşmuştur, uygarlığın başlangıcıdır bu. Yani kültürün olgunluk çağı! Dinsel yaşamada cehennem korkusu zayıflayınca, duaların seyrinde değişimler yaşanır. Mesela: Günahların bağışlanması için yapılan dualar yerini, borçların ödenmesi talebine bırakır.

Böyle duaların oluşturduğu çevrede halk kendini daha bir dindar sayıyor. Aslında bu bir tevekkül ruhu değildir.

İslam ülkelerinde hep vicdana hitap edildi, bilince değil. Vicdana hitap et ama bilinci uyandır. Formül budur. Hristiyan dünyasında bilinç var ama sanıldığı kadar vicdan yoktur.

“Son Hıristiyan çarmıhta öldü!” bu, filozof Nietzsche’nin sözüdür. Mertçe konuşmuştur. Peki, İslam dünyasında durum nedir? “Son Müslüman gaiptir!” “Onlar gaibe inanırlar!” (Bakara/6)

 

-Genel - 00:01 A A
BENZER HABERLER