Hakan Akpınar: Sahiden dünya “Beş”ten büyük mü?
Hakan Akpınar
hakanakpinar227@gmail.com
İkinci Dünya Savaşı’nda Japon ordusu ile baş edemeyen ABD’nin nükleer silah kullanarak iki kenti-kelimenin tam anlamıyla-yerle bir etmesinin üzerinden tam 80 yıl geçti.
ABD, 6 Ağustos ve 9 Ağustos 1945’te Hiroşima ile Nagasaki’ye atom bombası atarak, yüzbinlerce masum insanı acımasızca katletmişti. Bu korkunç saldırı, dünya tarihinde bir ilkti. Sivil-asker, bebek-çocuk, kadın, genç-yaşlı ayrımı gözetmeksizin, iki ayrı kentte yaşayan insanların üzerine üç gün ara ile atom bombası atıldı.
Resmî açıklamalara göre Hiroşima’da 140 bin, Nagasaki’de ise 80 bin sivil yurttaş hayatını kaybetti. 2007 yılında Nagasaki Belediyesi’nin resmî sitesinden yapılan açıklamada, ikinci bombanın atıldığı gün ve sonrasındaki yıllarda Nagasaki’de ölenlerin sayısı 143 bin 124 olarak güncellendi. Böylece zaman içinde Hiroşima ve Nagasaki’de atom bombasıyla hayatını kaybedenlerin sayısı neredeyse 300 bine dayanmıştı.
Yaralananlar, sakat kalanlar, ölmeyen; ama ölmekten beter bir biçimde radyoaktif etkiye maruz kalan masum onbinler, yüzbinler… Japon halkı, nesilden nesile atlayan bu ağır travmayı zor atlattı. Tabi ki dünya demokratik kamuoyu da…
Adına ne denilirse denilsin; kitle imha silahı, nükleer silah, kimyasal silah, atom bombası veya tarevleri… Esasında bu silahların üretilmesi, kullanılması yasak… Bu konuda uluslarası bir anlaşma dahi var: 2022 yılında yürürlüğe giren “Nükleer Silahların Yasaklanması Anlaşması…” Hal böyleyken bu anlaşma, bazı ülkeler açısından bir anlam ifade etmiyor.
Birleşmiş Milletler’de 94 devletin imzaladığı, 73 devlet tarafından ise onaylanan bu anlaşmaya karşı çıkan ve ona imza koymayan “çok önemli” beş devlet hangileridir dersiniz? Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) beş daimi üyesi olan ABD, İngiltere, Fransa, Rusya ve Çin… Hepsinin elinde dünyayı yok edecek miktarda nükleer silah var. Üstelik nükleer başlığa sahip olan bu ölümcül füzelerin büyük bölümü kıtalararası menzile sahip…
Bu ülkeler, II. Dünya Savaşı’nın galipleri olarak BMGK’nin daimi, yani değişmeyen üyeleri oldular. Konseyde alınacak her türlü kararı onaylama ve veto etme hakları var. BMGK üyesi devletlerden birisi, alınacak bir kararı veto edebilir; fakat beş üyeden biri veto ederse alınacak karar hayata geçirilemez. Dışarıdan bakınca “âdil” gibi görünse de sadece üye devletler arasındaki dengeyi sağlamaya dönük bir işleyiş aslında…
Bu beş daimî üye, günümüz dünyasının patronluğunu yapan büyük emperyalist devletlerdir. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra konseydeki yerini devam ettiren Rusya ile “Komünist Çin!” ise esasen çağımızdaki neo-emperyalizmin Asya temsilcileri…
Dünyaya, bu devletler ve onların peykleri yön veriyor. Konseyde Rusya ile Çin, çoğu zaman ABD-İngiltere-Fransa’ya karşı ayrı bir kutupta duruyor gibi görünebilir; ama bu ülkeler, zamanla Yeni Dünya Düzeni’ne, kapitalist sisteme entegre oldular. Aralarındaki ayrışma, enerji koridorlarının paylaşımı ile modern sömürgecilikten pay kapma kavgası ve bölgesel pazar savaşına dayanıyor.
BMGK’nin iki yılda bir, rotasyonla seçilen 10 geçici üye ülkesi daha var. Birleşmiş Milletler üyesi ülkelerin BMGK’de yer alabilmek için toplam üye sayısının üçte ikisinin oyunu alması şart. Ne yazık ki bu seçimlerin, âdil ve temsiliyette hakkaniyet ölçüleri gözetilerek yapıldığını söylemek zor. Gücü ve desteği olan devletler BMGK’nde temsil edilebiliyor. Tabi seçimlerde, siyasî ve iktisadî menfaatlere göre bloklaşma ve gruplaşma olduğu için her ülke üçte iki oyu alamıyor. Anlayacağınız burada yine egemenlerin sözü geçiyor. Zamanın şartlarına, konjonktürel gelişmelere bağlı olarak”zayıf” ve “yoksul” ülkeler bazen iki yıllığına BMGK’nin vitrinine konuluyor.
Şimdi gelelim sadede… ABD, İngiltere, Fransa, nükleer silah üretmek için uranyum zenginleştirme çalışması yapan İran’ı, İsrail Siyonizmi’ni kullanarak hedef alıyor. Gerekçe: “Nükleer silah üretemezsin.” Ne tuhaftır ki kendilerinde dünyayı yok edecek miktarda var.
Elbette, insanlığın ve dünyamızın geleceği için nükleer silahlar ve nükleer silah teknolojisi yasaklanmalı, üretimine izin verilmemeli. Bu evrensel bir doğru olmakla beraber, hiç kuşku yok ki yeryüzünde yaşayan milyarlarca sıradan insanın beklentisi ve umudu…
Peki çifte standart neden?
“Bizim nükleer silahlarımız var ama başka ülkelerin olmasın” ne demek? Doğrusu, hiçbir devletin elinde bu tür kitle imha silahlarının olmamasıdır. Gelin görün ki emperyalist devletler, dünyanın bir bölümünü geniş bir sömürge kaynağı ve pazar olarak gördükleri; zaman zaman birbirleriyle menfaat çatışmasına girdikleri için bu silahlara sahip olmaktan asla vazgeçmek istemiyorlar.
Bazen nükleer/kimyasal silah bulundurdukları iddiasıyla (Irak örneğinde olduğu gibi) savaş çıkarıp “yola gelmeyen” ülkelere saldırıyor, orayı işgal ediyorlar. İran-İsrail Savaşı’na bu zâviyeden bakmakta fayda vardır.
İran’daki nükleer çalışmalar, eski rejim zamanında, yani “Şahlık” döneminde ABD’nin desteğiyle zaten yapılıyordu. Ne zaman ki rejim değişip, mollalar iktidara geldi; işte o zaman nükleer silah meselesi ABD ve Batı’yı rahatsız etmeye başladı. Kaldı ki İran, bu konuda çalışma yapsa dahi henüz nükleer silah üretebilme kapasitesine tam olarak sahip olabilmiş değil. Elindeki zenginleştirilmiş urayum oranını yüzde 60’tan yüzde 90’a çıkarması için birkaç yıla daha ihtiyacı olduğu Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’nun yetkilileri tarafından ifade edilmişti. Esas mesele nedir o zaman? BOP”a engel, İsrail Siyonizmi’ne düşman olan İran rejimi…
Siyonist-yayılmacı bir politika takip eden İsrail’in elindeki nükleer silahlardan ise hiç mi hiç söz edilmiyor. Oysa İsrail’in bu husustaki nükleer envanterini açık kaynaklardan bile öğrenmek mümkün. Pakistan, Hindistan, Kuzey Kore nükleer silah teknolojisine sahip olduğu bilinen diğer devletler; fakat şimdilik hedef İran…
Dikkatlerden kaçmaması gereken önemli bir hususa ayrıca değinmek lazımdır. İkinci Dünya Savaşı sonrasında savaşları önlemek için kurulan Birleşmiş Milletler amacından saptırılmıştır. Maalesef günümüzde, Batılı emperyalist çıkarların platformu haline dönüşmüştür. Öyle olmasaydı, Birleşmiş Milletler bağımsız bir kuruluş vasfıyla İran ve başka ülkelerdeki nükleer silah üretimini denetleyip raporlar hazırlarken, yönünü bir yandan, BMGK’nın daimi üyelerine çevirebilirdi. Bu mümkün mü? Değil; çünkü Birleşmiş Milletler örgütünü finanse eden ağırlıklı olarak ABD ve büyük devletler… Parayı veren düdüğü çalıyor.
Doğrudur; “Dünya ‘Beş’ten Büyüktür.” Ne çare ki; “ideal hakikati” ortaya koyan bu söylem, “gerçek” kavramının tarifi olan “zaman ve mekânda geçerli olmak” şartı ile örtüşmüyor. Birleşmiş Milletler’i ve NATO’yu “domine” eden BMGK’nin Batılı daimi üyeleri, Ortadoğu’dan ellerini çekmedikçe, bölgeye istikrarın, barışın gelmesi imkânsızdır.
-
Zindan iki hece…
-
Özgür Özel: ‘Önce kurultayı, sonra seçim sandığını kurtaracağız’
-
Doç. Dr. Çağlar Erbek: Balkanlar’da Bir Hafta Sonu: Ohrid’den Kavala’ya…
-
Lavrov: Batı, bağımsız bir Rusya’nın varlığını kabullenemiyor
-
Rubio İran’la müzakereler hakkında konuştu: ‘Önümüzdeki günler kritik’
-
Avrupa Konseyi raporu: Türkiye ve Fransa cezaevi doluluğunda ilk sırada
