Hakan Akpınar: Anadolu’nun Türklüğü (1)
Hakan Akpınar
hakanakpinar227@gmail.com
Türkler, Anadolu’yu bir Avrupa halkı olan Doğu Romalılar’dan almıştır; Araplar’dan Kürtler’den veya Ortadoğu’nun diğer halklarından değil… Bin yıl önce Kürtler, çoğunlukla Mezopotamya bölgesinde yerleşik olarak yaşayan bir halktı.
O devirde Anadolu’daki Ermeniler ise zaten Roma hâkimiyeti altında yaşıyordu. Anadolu’da yaşayan Arap nüfus ise oldukça azdı ve bugünkü Güneydoğu Anadolu bölgesinin alt sınırlarında yerleşiktiler. Anadolu sınırında yaşayan Arap halkının büyük bölümü Emevi Devleti’nin bakiyelerinden oluşuyordu.
13. Yüzyıl’da Marco Polo dahi bu topraklarda seyahat ederken, çizdiği Doğu Anadolu haritasını “Turcomania” yani “Türkmen Ülkesi” olarak adlandırmıştı. Haçlı Seferleri’nde Avrupalılar da Anadolu’dan “Türkiye” diyerek söz ederlerdi. Kaynaklar açık.
16. Yüzyıl’da Yavuz Sultan Selim ve sonrasında oğlu Kanunî Sultan Süleyman tarafından Doğu Anadolu’ya yoğun bir biçimde Kürt aşiretleri yerleştirilmiştir. Sultan Süleyman, sürekli isyan hâlinde olan Kızılbaş Türkmenler’i denetim ve baskı altına almak için 38 Kürt beyine toprak bahşederek, büyük Kürt aşiretlerini Doğu Anadolu’da iskân etmiştir. Böylece bölgedeki demografik yapı Kürt aşiretleri lehine değiştirilmiştir. (Bu tarihî bilgilerle ilgili kaynağımızı da yazalım: Topkapı Saray Arşivi’nde kayıtlı olan Sultan Süleyman’ın Kürt beylerine yazdığı e-11969 numaralı ferman)
İskân öncesi, Sultan Selim’in saltanatı sırasında önemli bir Türkmen nüfus, Osmanlı’nın baskılarına dayanamayarak İran’daki Türkmen Safevi Devleti’ne, yani Şah İsmail’in otoritesine sığınmıştır. Sebep; Sultan Selim’in Kızılbaş Türkmenler hakkında çıkardığı fermandır. Hoca Saadettin Efendi, Tacü’t Tevarih adlı eserinin IV. Cilt, 176’ncı sayfasında şunları yazmıştır:
“Cihanda geçerli bu buyruk gereğince, yöneticilerin arama ve taramalarıyla sayıları 40 bini bulan bu Kızılbaşlar’ın kimileri ortadan kaldırıldı, kimi de hapse atıldı.”
Peki, ne idi Sultan Selim’in neşrettiği bu fermanın muhtevası?
“Yediden yetmişe varınca, ol yaramazlardan idüğü saptanan eşkıyanın adları defter olunup, Mutlu Kapu’ya bildirilmesine…”
Bu konuya, “Türk Milliyetçiliği’nin Doğuşu ve Yükselişi” adlı kitabımda geniş biçimde yer vermiştim. “Solakzâde Tarihi” ile İsmail Hakkı Danişmend’in “İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, Sultan Selim döneminde yaşanan Türkmen kıyımlarına ilişkin önemli kaynaklardı. Sultan Selim dönemindeki bu hadiseleri, adını verdiğim kaynaklar üzerinden takip etmek mümkündür.
Günümüzde İran’da yaşayan Alevî Türkmenler’in bir kısmı Sultan Selim zamanında kaç-göç eden Anadolu Türkmenleri’dir. Bu Türkmenler Tebriz, İsfahan ve İran Horasanı’nda yaşarlar.
Misâl Diyarbakır… O zamanki adıyla Diyarbekir… Diyarbekir, 14. Yüzyıl’da kurulan Akkoyunlu Türkmen devletinin başkentiydi. Diyarbakır’ın merkezi ile çevresinin kahir ekseriyeti Oğuz Türkmenlerinden oluşurdu. Kanıtı, Osmanlı dönemindeki “Diyarbakır Tapu Tahrir Defterleri”dir. Mehmet Salih Erpolat’ın “XVI. Yüzyıl’ın Başında Diyarbakır Eyaleti’nde Viran Köyler Meselesi” başlıklı eserindeki 591-598’inci sayfaları bu konuya ayrılmıştır. 1514 Çaldıran Savaşı sonrasında Diyarbakır’dan İran’a büyük bir Türkmen göçü olmuştur. Mehmet Salih Erpolat, bu hususta şu bilgiyi vermektedir:
“1518 yılına ait 64 numaralı Diyarbekir Vilayeti tapu tahrir defterine göre, viran (terk edilmiş) köylerin büyük bir kısmı Türkçe isimlerden oluşmaktadır. Başta Amid olmak üzere Mardin, Birecik, Urfa, Siverek, Çermik, Ergani, Harput, Arapgir ve Kiğı’da toplam 604 köy terk edilmiştir. Bu köylerin büyük bir kısmının adı Türkçe’dir. Hatta bunların bir kısmı Oğuzlar’a ait boyların isimlerini taşırken, önemli kısmı Divan-ı Lügati’t Türk’teki imla ile kaydedilmiştir. Müslüman olmayan köyler ise viran olmamış; kendilerine has isimlerle anılmaya devam etmişlerdir. Viran köyler, Türkmenler’in yaşadıkları yerlerde yoğunluk kazanmıştır.”
Ana konudan sapmadan Türkler’in Anadolu’daki varlığını şimdi de İslâm öncesi dönemde takip edelim. Türkler’in Anadolu’daki varlığının başlangıcını 1071 Malazgirt Savaşı’nın sonuçlarına bağlamak kesinlikle doğru bir tarih tezi değildir. 1071, yalnızca “Müslüman Türkler”in Anadolu’yu yurt edindiği tarihsel sürecin başlangıcıdır.
Oysa Proto-Türk dediğimiz Ön Türkler, binlerce yıl önce Anadolu’ya çoktan ulaşmıştı. Örnekse; üç bin yıl önce İskit/Saka Türkleri’nin bir bölümü Karadeniz’de yaşardı. Dünya tarihinde “Amazon” olarak tanınan İskit-Türk savaşçı kadınlar, Samsun’dan Ordu’ya kadar uzanan bölgeyi kendilerine yurt edinmişlerdi. Ordu ilimizde bulunan üç bin yıllık Türk mezar taşı olan büyük “Balbal”, işte o İskit Türkleri’nin mirasıdır.
1998 yılında Hakkari’deki bir çiftçi aile tarafından evlerinin arka bahçesinde bulunan en az iki bin yıllık Türk mezar taşlarına ne demeli? 13 tane balbal, bu bölgede yaşayan Türk unsurlar hakkında önemli ipuçları veriyordu; ne var ki 13 mezar taşından sonra bölgede kazı yapılmasına ve diğer mezar taşlarının aranmasına izin verilmedi. 13 tane balbal sadece bir evin bahçesinden çıkmıştı. O bölgede yeni kazılar yapılsa kimbilir daha nice yeni kalıntılar bulunacaktı.
O dönemde, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi hocaları, bu mezar taşlarının Ortadoğu ve Yakın Doğu’ya ait olmadığını ifade etmişlerdi. Bu kalıntıların, Pro-Türk mezar taşları olma ihtimalini yüksek gören bilim adamları, bu mezar taşlarını Van Müzesi’ne taşıdılar. Mezar taşları, kimi bilim adamlarına göre, Kuman Türkleri’ne ait…
Anadolu’muzdaki binlerce yıllık mezar taşları Türk varlığının tarihteki tapu senedi gibidir. Devam edeceğiz…
-
Neşe Doster: Hak mücadelesinden sefalet ligine…
-
Kremlin açıkladı: Putin ve Trump telefonda görüştü
-
Trump: İran’a deniz ablukası sürecek, İran: Görülmemiş karşılık verilecek
-
Yeni bir küresel mali kriz yolda olabilir ve bu daha öncekilerden farklı olacak
-
İran’a yönelik ablukanın ‘uzatılacağı’ haberleri sonrası petrol fiyatı 117 dolara çıktı
-
CHP’nin yol haritası: Muhalefet ‘demokrasi cephesi’nde buluşacak
