Han Ayvaz Adıgüzel: Acı Ölümler…
Han Ayvaz Adıgüzel
hanayvazadiguzel@gmail.com
Hun lideri Atilla’yı annesi fazla şımarık büyütmüş. Atilla, “dünya beni sinirlendiriyor” dermiş. Sinirli sinirli sevgilisi Honarya’ile yatağa girince gerdekte ölmüş. Ne kadar acı bir ölüm! Şöyle bir acı ölüm de var.
İmam Ahmet bin Hambel’in başından geçmiş.
Ahmet Hambel, eski tabirle “nana muhtaç” yaşamış. Yani ekmeye muhtaç! Durumu sultana haber vermişler, çok üzülmüş. İmamı o zamanki yemek hanelerin birine götürmüşler. Sofrayı donatmışlar. İmam yemek yerken sofranın başında ölmüş. Ölünce şöyle demiş:
“Şuraya bakın Allah aşkına, yaşamaya başlarken ölüyoruz!”
Resul’den bir hadis: “Zamanı dörde ayırınız: “Uyku, çalışmak, ibadet ve lezzet, Sonuncusu olmazsa ilk üçü kaim olmaz!” Yani lezzet olmazsa diğerleri devam etmez.
Marifetname, Kabusname gibi eski ahlak kitaplarında lezzetin başı gerdektir diye yazar. Her zifaf hayatın tazelenmesidir. Sonraları lezzetleri çeşitlendirdiler. Spor, gezi, yeme-içme, espri vb.
Bazen kişi değil, kişinin yaşamı hastalanır. Böyle zamanlarda o ülkede ne milli kültür kalır ne de entelektüel bakış! Yaşama arzusu bir eylem neşesidir.
Allah Resul’ün iki önemli duası var. Birisi şöyledir. “Allah’ım yaşama sevincimi artır!” Diğeri de. “İlmimi artır” sözü.
Acı çekmiş uluslarda yaşama zevkini artırmak lazım. Bu, en büyük milli görev olmalı.
Yazılarımdan filozof Niçe’den örnekler veriyorum. Buna sebep, o hem millet meseleleriyle hem de din ile iyice hemhal olmuştu.
Mesela Niçe diyor ki: “Almanların iç dünyalarının biçimi yoktur!” Doğrudur.
Almanya’da doğmuş, orada büyümüş gençlerimizin dediği de budur. Diyorlar ki: “Alman kızlarının duygusu yoktur!” Türk ve Arap kızlarında bu durum tersinedir. O kadar duyguludurlar ki acaba bunlarda akıl da var mı ki diyebiliyorsun.
Aslında bütün insanlarımızda akıl ve duygu bir mesele olarak kalmıştır.
Acaba Müslümanlık, toplumsal bir mesele midir, pratiği yok mudur? Eğer şu iki kavram iyi anlaşılırsa, İslam’ın peygamberlik cephesini daha bir iyi anlayacağız!
“Din sosyolojisi ve sosyolojik din!”
Görüldüğü gibi kavramlar aynı ama yerleri değişmiş. Değişmiş ama bu değişim de de her şey değişmiş.
Din Allah’ın kanunu, sosyoloji ise toplum demektir. “Din sosyolojisi,” denince, yani “dinin toplumu” denmek isteniyor. “Sosyolojik din” denince de “toplumun dini” ifade edilmek isteniyor. Yani birinde dinin toplumu diğerinde ise toplumun dini!
Günümüzde bütün dünyada yaşanan din, “sosyolojik din”dir. Yani toplumun dini. Bu dinde neler yok ki? Atalar dininden tut, tarihi hikayelerden tut, deizme kadar! Toplumun dinidir bu toplumun!
Peki, “Din sosyolojisi” nedir? İşte din denilen gerçek budur. Yani dinin tolumu! Başta İslam olmak üzere, bütün dinlerin toplumu en azından ahlaklıdır. Dinin emri gereği hayatlarını hak-hukuk üzere düzenlemişlerdir. “Bir insanın ölümünün alemin ölümü” olduğunu bilirler. Bu yüzden bırakın can almayı, çiçeği bile dalından koparmaya kıyamazlar.
Onların dini siyasetine, siyasetleri de dinlerine uygundur. İşte özlenen din budur. Yani “din sosyolojisi!” Bir başka öz tabirle “Dinin toplumu!” Daha ilerisi:
Muhammet ve onun Ehl-i Beyt’ini merkeze alan bir İslam! Bunun dışında Müslümanlar acaba başka bir din mi arıyorlar?
-
Trump: ‘İsrail ve Lübnan 10 günlük ateşkes konusunda anlaştı’
-
Cahit Kılıç: Tarihteki her gerçeğe düşmanlık, cehaletin ve art niyetin göstergesidir.
-
Sokak serserisi Hegseth: ABD güçleri yeniden çatışmaya hazır, abluka ‘gerekirse süresiz’ devam edecek
-
Rusya Federasyon Konseyi Başkanı Matviyenko, İstanbul’da Cumhurbaşkanı Erdoğan’la görüştü
-
Rusya’dan Ukrayna’nın Kiev, Dnipro ve Odesa kentlerine saldırı
-
Okul saldırıları sonrası öğretmenler iş bırakma eyleminde
