Duyguların dinî inançların şekillenmesindeki rolü…
Hasan Kanaatlı
h.kanaatli@hotmail.com
Konu; iki boyutludur! Boyutlardan birincisi şudur: “Müspet ya da menfi anlamda duyguların dini inançların oluşmasında etkisi var mıdır yok mudur?
İkincisi şudur: “Duygular insanlara bilgi yüklüyor mu yüklemiyor mu? Örneğin “sevgi” ya da “korku” veya “öfke”, insana herhangi bir bilgi yüklüyor mu? Diğer bir ifadeyle; acaba duygular kendi batnında bilgi taşıyor mu yoksa sadece hislerden mi ibarettirler? Yani bilgiyi yalnızca aklı mı yüklenir?
Şöyle de sorulabilir: Bilgiyi vicdani müşahedeler mi üretiyor yoksa iç güdülerin algısı da mı bilgi üretiminde bulunuyor? Örneğin irfan gibi iç hisler bilgi üretebilir mi? Ve yine duygular, “vicdani müşahede” sınıfından mıdırlar yoksa başka bir şey midirler?
Burada tüm dini “İnançları” konuştuğumuza göre, İslam ile diğer dinî alimlerin görüşlerini de göz önünde tutmamız gerekir! Dolayısıyla diyebiliriz ki tüm dinî alimlere göre, duyguların hem dini inançlar üzerinde etki bırakması hem de insanlara bilgi yüklemesi konusu menfi olarak değerlendirilmiştir! Yani tüm din alimlerince, müspet ya da menfi anlamda dini inançların oluşmasında duyguların herhangi bir etkisi söz konusu değildir!
Kısacası; dinlerin alimleri şunu söylerler:
-“Duyguların dini inancın oluşmasındaki etkilerini inkar etmek mümkün değildir! Örneğin inancın oluşmasında “sevgi” ve “nefret” in mutlak bir şekilde etkileri mevcuttur! Şayet birisi Ehli Beyti seviyorsa, o adam mutlaka Şii oluverir! Vatanı, aileyi sevmek de öyledir. Birisi bunları sever ise, onun nezdinde bunlar bir numara olur! Yine bir insanın ırkını, inancını ve ideolojisini sevmesi de onların o şahsın katında dünyanın birinci sınıf olmalarına vesile olur! Keza bir siyasi partinin genel başkanını sevmesi, onun hatalarını gizlemesine ve kusurlarının üzerini örtmesine neden sayılır! Ehl-i Beyt imamlarını sevmesi, onları masum olarak gösterir! Peygamberi sevmesi, İsa’da olduğu gibi, onun ilahlaştırılmasına sebebiyet verir! Dolayısıyla duyguların, insanın itikatları üzerindeki etkilerinde asla şüphe yoktur!”
Fakat İslam alimleri şunu derler:
“Dini itikatları” duygular üzerinden elde etmek uygun değildir ve ona asla ihtiyaç yoktur! Dini inançları ya akıldan ya da nakilden almak gerek!”
Şia ile Mutezile ekolleri dini itikatlarını akıldan alırken, Eş’ari ve hadis ehli nakillerden almaktalar!”
Özetlersek; İslam alimlerine göre duyguların itikatların oluşmasında mutlaka etkisi vardır. Fakat itikat hususunda duyguları iptal etmek gerekir ve onlardan almamak lazım!
İkinci boyuta (duyguların insana bilgi yükleyip yüklememe konusu) gelince; İslam alimlerinden kimilerine göre, “duygularda insana bilgi yükleme” diye bir şey söz konusu değildi! Fakat bazı Batılı düşünürler şöyle bir iddiada bulunurlar:
-“Duygular; hem itikadın oluşmasında hem de insana bilgi yüklemede etkindirler!”
Bu gibi kimi Batılı düşünürler bu görüşlerini son 70 ve 80 li yıllarda yazmış oldukları makaleler ile duyurmuş ve dikkatleri üzerlerine çekmişlerdir! Duygunun insana bilgi yüklediğine dair de şu delili ileri sürmüşlerdir:
-“Hayvanlara baktığımızda, örneğin bir koyun ilk defa kurdu gördüğünde derhal korkuya kapılıp ondan kaçmaktadır! Bu korku o koyunda haklı ve doğru bir bilgi oluşturuyor! Çünkü onun Kurttan korkup kaçması, hayatta kalmasına sebebiyet verir! Fakat aynı koyun o Kurdun evcilleştirilmiş versiyonu olan köpeği gördüğünde ondan korkup kaçmamaktadır! Veya fiziki yapı olarak Kurttan daha büyük olan eşeği ya da deveyi gördüğünde yine ondan korkup kaçmamaktadır! Bir tek onun can düşmanı olan Kurdu gördüğünde ondan firar etmektedir!”
Buradan hareketle kimi Batılı düşünürler şu sonuca varırlar:
-“İnsan da öyledir!” Yani insandaki korku da duygusal bir histir ve insana bilgi yükler! Örneğin o his insana der ki; bu işte bir tehlike vardır! Örneğin Kurdun tehlikeli olduğunu, ondan kaçmak gerektiğini söyler! Veya burası çok yüksektir, aşağı yuvarlanma tehlikesi vardır! Bu türden yerlerden uzak durmak gerekir! İşte düşmeyle ilgili korkmanın kendisi de bir bilgidir! Düşmek; onda büyük bir zararın olduğunu ya da helak olmanın bulunduğunu bilmektir! Bu bilgini kaynağı da duygusal hislerdir! İşte bu duygu insanda doğru bir bilgi oluşturuyor!”
Ya da şöyle bir delil öne sürerler:
-“Örneğin birisi bir şahsı ilk olarak gördüğünde ya onu seviyordur ya da ondan çekinip korkuyordur! Yani duyguları ona “bu insan iyi biridir ya da zararlı biridir” diye hissettiriyor! Ondaki bu duygular ona bilgi veriyordur!”
Buradan hareketle diyorlar ki gerek insanda ve gerek hayvandaki bu duygu ve hisler, batıni ya da his şeklinde onlarda sevgi ve nefret gibi bilgiler üretiyor!
Dini bilgiler ise duyguların dışındaki bilinen şeylerdir! Yani her kes “hakkı” seviyordur. Şayet bir insan salih birisi ise hak ehlini de seviyordur! Veya Hıristiyan biri olmamasına rağmen, hak ehli ve kalbinin temiz olması hasebiyle Mesih Nebiyi de seviyordur! Baba, anne vs. sevgisi de öyledir! Yani bunların sevgisi, duygularının ona yüklediği bir bilgi türü değillerdir!
Bizim bu husustaki görüşümüz şöyledir:
-“Biz; duyguların dini inançlara etkisi hususunda İslam alimleri ile aynı görüşü paylaşmıyoruz! Yani duyguların “dini itikatlara etkisini” iptal etmenin mümkün olmadığını söylüyoruz! Zira dini itikatlar “ilmi konular” gibi değillerdir! İlmi konular objektiftirler! Sevgi ya da nefretin bunlara müdahale imkânı bulunmamaktadır! Örneğin yer küresinin düz mü yuvarlak mı olduğu hususuna sevgi ya da nefret gibi duygular müdahil olamazlar. Ya da ayın dünyaya yakınlık ya da uzaklığına dahilleri yoktur! İlmi konuların sevgi ve nefret ile işi olmaz. Fakat din ve dini inançlar subjektif şeylerdirler. Bunların harici gerçekliği yoktur! Örneğin Muhammed, Ali vs. bunlar bizzat harici gerçeklerdirler! Fakat Muhammed’in “nebi” olup olmadığı ya da Ali’nin “imam” olup olmadığı hususu, subjektif ve batıni şeylerdirler! İşte bunlarda duyguların etkisi vardır!
Örneğin İmam Ali, kimilerinin babasını veya dayısını ya da evladını öldürmüştür! Adam İmam Ali’den bir düşman olarak nefret ediyordur! Kureyşliler genelde böyledirler! Demek ki sevgi ve nefret, inanışlarda etki bırakıyordur! Dolayısıyla sevgi ve nefreti lağvetmek mümkün değildir!
Bu türden durumlar, aynen hermenötik durumlar gibidir! Yani yorumcunun zihnindeki geçmişten kalma bilgilerinin, o yoruma müdahale etmesidir! Her tefsir ve itikatta, insanın geçmişten zihninde kalan bilgilerin ya da duyguların etkisi vardır! Fakat tabii ilimler böyle değillerdir. Geçmişin bunlar üzerindeki etkisi söz konusu değildir! Dolayısıyla itikadi konular, hermenötik konulardır! Yani tüm dini konularda Şii-Sünni-Yahudi-Hıristiyan vs. her kesin önceden zihninde yerleşen duygu ve düşüncelerinin etkisi vardır!
Kısacası biz duyguların dini itikatlara etkisi hususunda şunu diyoruz: “İslam alimlerinin söylediklerinin aksine, dini itikatlarda duyguların mutlaka etkisi söz konusudur ve o etkileri iptal etmek asla mümkün değildir! Evet, İslam alimleri de duyguların inançlar üzerindeki etkisini kabul ederler, fakat “istidlalde o duygulardan mütevellit etkilerin iptal edilmesi gerektiğini ve yalnızca “akıl” ve “dini nakillerden” yararlanmak gerektiğini de söylerler! Fakat biz şöyle deriz:
-“Duyguların dini itikatlar üzerindeki etkilerini devre dışı bırakmak mümkün değildir! Dolayısıyla; itikadın/hakkın “tek” olması konusu ortadan kalkıyordur! “Hak itikadın” birden çok olduğu konusunu kabullenmek gerekir! Yani hak “tek” değil birden çoktur. Çünkü insanın zihninde önceden yer eden aile, çevre, bilgi, eğitim, vs., itikadın oluşmasında etkin olmaktadır! Bundan dolayı da biz, hakkın tek değil, birden fazla olduğunu söylüyoruz! Yani dini konular, ilmi konular gibi değildirler ki diyelim doğru tektir ve değerleri yanlıştır!”
Duyguların insana bilgi yüklediği hususundaki görüşümüz de şöyledir:
-“Biz, duyguların insana bilgi yüklediği konusunu inkar ediyoruz! Yani bu durumun insanlarda değil de hayvanlarda doğru olduğunu kabul ediyoruz! Çünkü Allah hayvanlara iç güdü diye bir güç vermiştir ve hayvan karşıdakine baktığında onun tehlikeli olup olmadığını iç güdüsüyle seziyordur! Örneğin Afrika’da ve Asya’nın tropikal bölgelerinde yaşayan Sincap benzeri “Kuşaklı gelincik” ya da “Misk Kedisi” dediğimiz hayvan etoburdur ve genelde de yılan ile beslenir! Bu hayvan yalnızca yılanın kafasından korkuverir ve ondan sakınır. Çünkü zehrin yalnızca onun kafasında olduğunu biliyordur ve kafasına yaklaştığında onu zehirleyeceğini hissediyordur! Sincaplar, şahin kuşları ve Misk kedisi de aynen diğer hayvanlar gibi iç güdüleri ile dost ve düşmanlarını tanıyorlardır! Yani Allah hayvanlara iç güdü vermiştir. İnsana da akıl vermiştir! İnsandaki iç güdüler, insana bilgi yüklemiyor, çünkü bilgi yükleme işi akla verilmiştir ve onun icadı olmalıdır! Bundan dolayı bilgi hususunda akla hükmettirmeliyiz! Evet, iç güdüler de etkindir ve birinci boyut olarak tesirleri vardır, fakat tek başına bilgi yükleyici değillerdir! Yani tek başına sevgi, nefret vs., bilgiye müdahil değildir! Ancak karineler/ip uçları kanalıyla (deliller yoluyla) birtakım bilgiler üstlenebilirler! Yani bilmülazeme (bir işin sürekli yapılması) insana bazı bilgiler verebilirler. Örneğin sen birisini sürekli seviyor isen, bu sevgin, onun iyi biri olduğuna işaret ediyordur ve sana bu bilgiyi veriyordur! Mesela karısı kocasını seviyordur, onun bu sevgisi, sizde; “eşinin iyi bir insan olduğu” kanaatini oluşturuyor! Fakat kadının eşi, fesat ehli ve bozuk bir insan da olabilir! Ama eşinin onu o şekilde sevmesi, sizde onun iyi biri olduğu bilgisini oluşturuyordur! Halbuki o erkek, hanımına ihanet de edebilir! Bunlar bilinmeyen şeyler değillerdir!
Kısaca söylemek gerekirse “sevginin” kendisi bizatihi, karşıdakinin kesin olarak iyi biri olduğunu kanıtlamaz, fakat gerekli kılıverir! Bu “gereklilik”, onun öyle bir insan olduğunu izah eder! Yani sevginin kendisindeki gereklilik, bir bilgi değildir! Çünkü “sevgi” bir duygudur! Duygular ise teorik (nazari) akıldan değil, ameli (pratik) akıldan kaynaklanır! Biz, teorik aklın sınırları içerisinde olan şeylerden bahsediyoruz! Böyle bir şey, bilgiyi istilzam etmez (zorunlu kılmaz!) Çünkü sevgi, pratik akıldan kaynaklandığından, bu gereklilik, yani örneğin vatan sevgisi, o vatanın en üstün vatan olduğunu gerektirmez. Bilginin gerekliliği de bu sınıftandır, gerçek anlamdaki bilgi sınıfından değildir!
-
Rus Dışişleri: NATO’nun nükleer hamlelerine karşı stratejik önlemler alıyoruz
-
ABD basını: İran’a göre önce Trump göz kırptı
-
NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin Ankara ziyaretinde neler konuşuldu?
-
Trump, ABD ve İran arasındaki ateşkesi müzakereler sonuçlanana kadar uzatacağını açıkladı
-
Sanatçı Ferdi Atuner hayatını kaybetti
-
Merkez Bankası nisan ayı faiz kararını açıkladı
