Hasan Kanaatlı: Neden Kur’an’da Birden Çok Tefsir Vardır?

-İslâmî Yazılar - 20 Kasım 2025 22:13 A A

Hasan Kanaatlı

h.kanaatli@hotmail.com

YAZAR ARŞİVİ

Bu konuyu, ancak “Hermenötik ilmi” üzerinden açıklamak mümkündür!

“Hermenötik ilmi”; yorumlama teorisi ve metodolojisi ile ilgilenen bir disiplindir! Başlangıçta kutsal metinlerin, özellikle İncil’in yorumlanması için geliştirilmiş olsa da zamanla felsefe, hukuk ve tarih gibi alanlarda da uygulanmıştır!

Bu ilim, bir metnin içerik (ezoterik) anlamını ortaya çıkarmayı ve yazarın asıl maksadını anlamayı amaçlar! Hermenötik, sadece yazılı metinleri değil, sözlü ve sözsüz iletişimi de kapsar!

Yunan mitolojisinde tanrıların habercisi olan “Hermes” ile ilişkilendirilen hermenötik, kelime kökeni itibariyle “tercüme etmek” veya “yorumlamak” anlamına gelir!

Türkçede “yorumbilim” olarak da adlandırılan “hermenötik ilmi”, metinlerin farklı anlam katmanlarını ortaya çıkarmaya çalışır. Özellikle kutsal kitapların yorumlanmasında kullanılan bu yöntem, metnin görünen anlamının yanı sıra daha derin, alegorik (sembolik/ mecazi) bir anlam taşıdığını savunur!

Yukarıda da dedik ki, bu konuyu ancak “hermenötik ilmi” üzerinden açıklamak mümkündür!

Eski edebiyatçılar; “neden Kur’an’ın tek tefsiri yoktur?” sorusunu, “bu müfessirlerin hatasıdır” sözüyle geçiştirip giderlerdi! Yani derlerdi ki “hak tektir!” Bundan dolayı görüşün de tek olması gerek. Çünkü Allah’ın Kur’an’da söylediklerindeki maksadı da tektir!

Fakat kimi zaman tefsirci hata yapabiliyor ve onu yanlış yorumlayabiliyor! Bundan ötürü diyebiliriz ki doğru olan tek bir görüş vardır ve diğerleri batıldır! Örneğin Sünniler diyorlardı ki, “şu görüş doğru diğerleri batıldır!” Şii ve Mutasavvıf alimler de aynısını söylerlerdi!

Fakat Hermenötik ilminde ispat edildi ki, özellikle de edebiyat, ilim ve hükümler, birden fazla anlam taşırlar! Örneğin bilimin konularından biri olan” yer küresi” ya daire şeklindedir ya da düzdür! Çünkü tabiat bilgini, tabiat alemine bakar! Fakat insan ile ilgili ilim, edebiyat, ahlak, sosyoloji ve bu gibi meselelerde, bu konular ile ilgilenen alimler, konulara değil de insana bakarlar. İnsan ise, derinliğe sahip bir varlıktır! Derinlik ise, insanların farklı olması nedeniyle, bu da farklılık arz eder!

Yine insanların niyetleri de farklı olduğu için, bu da insanları farklılaştırır! Hatta insanların şahsiyeti de niyetlerinin farklılığından dolayı farklılık gösterir. Dolayısıyla insanların düşünceleri birbirinden hayli farklıdır ve bundan ötürüdür ki, Kur’an’dan anladıkları da farklı olur!

Bundan dolayı diyebiliriz ki bu nokta, cidden çok önemlidir! Yani Hermenötik ilminin bu buluşları (ki Aristoteles’ten sonra 17. Yüzyıldan itibaren gelişmiş ve özellikle Freiderich Schleirermacher bu alanın kurucularından biri olarak kabul edilir. O da bu husus üzerinde fazlasıyla çalışmış) ispatlamıştır ki, bir yorumcu/müfessir, kutsal bir metni ya da nassı ele alıp incelediğinde, önceden kendi zihninde yüklediği düşünce, inanç vs. de onunla gelmekte ve bunların tümü de yorumcunun yapmış olduğu o yoruma yansımaktadır! (Bu birincisi!)

İkincisi: Dedik ki bir müfessir, Kur’an’ı ele alıp incelediğinde, zihninde geçmişten kalma itikat vs. gibi düşünceleri ile o eseri ele alıp tefsir etmektedir!

Fakat İslam alimleri der ki: “Hayır! Bir insan Kur’an ayetlerini tefsir etmeğe yöneldiği zaman, zihnini mutlaka geçmişteki tüm bildiklerinden boşaltıp o şekilde ayetlere bakmalı ve hakikatleri bu şekilde tarafsızca ortaya koymalıdır! Böyle yapmaz ise, kendi reyi (görüşü) ile tefsir etmeğe başlar ve bu da haramdır! Çünkü peygamber şöyle demiştir: “Kim Kur’an’ı kendince tefsir eder ise, onun yeri ateştir!”

Yani bir yorumcu (müfessir), Kur’andaki ayetleri, diğer ayetler ile tefsir etmelidir ve her mevzunun delilini Kur’an ayetlerinden bulmalıdır! Öyle olmaz ise, onun yaptığı tefsir batıldır!

Peki şu İslam alimi Kur’an’daki ayetleri tefsir etmeğe başladığında, zihninde “Kur’an Allah’tandır!” diye bir inanç bulunmuyor mu? Ve yine bu da önceden zihnine yerleşmiş bir kaynak olmuyor mu? Oysaki Batılı bir bilim insanı Kur’an’ı ele alıp okumaya başladığında, hiçbir zaman “bu Allah’tandır” gibi bir inancı asla zihninde taşımamaktadır ve öyle biri “bu, Muhammed’in yazdıklarıdır” düşüncesiyle Kur’an’a bakmaktadır!

Dolayısıyla böyle birinin tefsiri de Müslüman bir alimin tefsirinden farklı olmaktadır! “İnkârcı” biri de Kur’an okuduğu zaman, onda birçok hurafeler bulmaktadır! Oysaki onun bulduğu o hurafelere, Müslüman bir alim çok yüce sözler olarak bakıp değerlendiriyor! O sözleri gayet doğru ve anlamlı buluyor! Dolayısıyla, bu türden insanların Kur’an’a böyle bakmaları, önceden Kur’an hakkındaki kesin birtakım görüşlerinin bulunduğunun göstergesidir!

Üçüncüsü; O nassı (Kur’an’ı) yazanın (Allah’ın) kastı, insanların kastı ile farklı olabilir! Yani müfessir demek, “yazarın o sözden kastının ne olduğunu anlamaya çalışan” demektir! O taktirde, şayet Allah’ın o sözünden kastının ne olduğunu anlamak istiyorsa, Allah’ın kendisini de bizzat tanıması ve O’nun sıfatlarını anlaması gerekir!

Şahısların zihinleri farklı olduğu için onların anlamı da farklılık arz eder! Çünkü dinler farklı olduğu gibi şahıslar da farklıdır! Yani Hıristiyan birinin Allah’ı tanıması ile Müslüman birinin Allah’ı tanıması aynı değildir! Şii’nin Allah algısı Sünni’den, Sünni’ninki de bir mutasavvıftan farklıdır! Vahhabi ve Daişçi de öyle! Bu sıfatların her birinin, onların zihnindeki Allah ile ilgili farklı anlamları vardır!

Dolayısıyla müfessirlerin nassı tefsir etmek istediklerinde, farklı görüşler sergilemesi ve yorumlar yapmalarının nedeni, Allah’a dair farklı algılar taşımalarındandır! Çünkü müfessirin bilgileri de nassı algılamada müdahale eder!

Allah ve hatta şahıslar ile ilgili algılar farklı olduğu için, onlarla ilgili algılar da farklı olur! Örneğin Ömer b. Hattab Sünnilerde farklı algılanır, Şiiler de farklı algılanır! Yine imam Ali’ye, Şiilerde farklı bakılır ve “masum” olduğu kabul edilir, Hariciler ’de ise “kafir” ya da “sapık” olarak görülür! Dolayısıyla yazarın şahsiyeti de nassı anlamada, onu yorumlayanın yorumuna müdahildir!

Demek ki, tefsirlerin farklı oluşlarının üçüncü sebebi, bakışların farklı oluşundandır! Dolayısıyla “tek bir tefsir doğrudur, diğerleri batıldır!” demek, asla mümkün değildir!

Bundan dolayı, tefsirlerin tümünün de doğru olduğunu kabullenmekten başka bir yolumuz kalmıyor! Yani tefsir hususunda da “çoğulculuk” kuralı geçerli oluyor ve buna bir alan açılıyor!

Kısacası “Kur’an tefsiri” nin tek olması için, Kur’an’ın bilimsel bir konu olması gerekir!

Kur’an tefsiri; edebî, Sosyolojik, tarihî ve dinî bir konudur! Bundan dolayı da farklı boyutlara sahiptir! Dolayısıyla bunun için “Şii görüşü doğrudur, Sünni görüşü yanlıştır, ya da tam tersi!” gibi sözleri söylemeye hiç de gerek yoktur!

Buradan hareketle diyebiliriz ki, ahkam ile ilgili konularda Kur’an ayetleri ile istidlalde bulunmak batıldır! Çünkü öyle bir durumda o hükümlerin tümünün de tek olması gerekir! Birden fazla olmaması gerekir!

Dolayısıyla, “yalnızca tek tip tefsirin doğru olduğunu söyleyenler”, gerçekte “müfsidün fil arz” (yeryüzünde fesat çıkaranlar) hükmündeki şahıslardır! Çünkü Kur’an, asla tek algı ve tek yöntem ile tefsir edilmez!

Sünnet de aynen öyledir! Zira kaynaklarda bir konu hakkında birden çok farklı rivayetin bulunduğunu görüyoruz! Bundan dolayı biz diyoruz ki, Kur’an ile mutlak bir şekilde istidlalde bulunmak mümkün değildir! Çünkü Kur’an, birçok boyutlu bir kitaptır ve imam Ali de insanları Kur’an ile istidlalde bulunmaktan nehiy etmiştir!

 

-İslâmî Yazılar - 22:13 A A
BENZER HABERLER